Ben Masumum 2. Kısım
Amca oğlu Serhat ile beraber Balıkesir'de bir Anadolu öğretmen lisesi'ni kazanmıştık. Ne sevinmiştik o gün. Havanın sıcaklığına aldırmadan dans ede ede köye kadar gelmiştik. Evdekilerin hali ayrı bir güzeldi zaten. Serhat'ın küçük kardeşi Berivan koşa koşa tarlaya gitmiş, haber vermeye koşmuştu. Eve geldiklerinde annem ve yengem gözyaşlarını tutamamıştı ve ikimizin de alnından öpmüştü amcam. "Siz bizi sevindirdiniz. Allah da sizi sevindirsin. Önünüz her daim açık olsun" demişti. Ve bana dönüp "Oğlum Ahmet baban burada olsaydı seninle gurur duyardı. Aynı benim Serhat ile gurur duymam gibi" sonra sofraya geçtiğimizde baş köşeye amcam zorla ikimizi oturtmuştu. Ailede liseye ilk gidenler biz olacaktık. o gün bayağı övüp övüp bizi utandırmıştı.
İki hafta içerisinde hazırlıklarımızı yapıp, tüm köyden helallik istedik. Amcam annem ve yengem dayanamazlar diye onları getirmemişti. Sadece Amcam, ben, Serhat ve abim yola çıkmıştık. O zamanın imkanlarıyla 25 saat yol sürdü tabii. Kayıtlar derken akşam ben ve Serhat yurtta kendimize ranza seçtik. Antlaşma yapıyorduk güya kendi aramızda kim üstte kalacak ne kadar kalacak. Abim gülüp "oğlum bir sakin olun anlaşırsınız elbet" diye takılmıştı.
Amcam gitmeden önce çağırdı yanına "Oğlum bak iyi dinleyin. Bunları iki kere tekrar etmeyecem. Bu sözlerim kulağınıza küpe olsun. Öncelikle siz burada artık iki amca oğlu değilsiniz. Birbirinizin canısınız, kanısınız. Birbirinizin ne kadar yanlışı da var ne kadar doğrusu da var elbet biliyorsunuz. Eksiklerinizi kimseler bilmesin. İnsan oğlu çiğ süt emmiştir. Sizi arkadan vurabilirler. Birbirinizin eksiğini yine birbiriniz kapatacaksınız. İkinci olarak siz artık evde değilsiniz o yüzden her daim cüzdanınıza sahip çıkın, eşyalarınıza sahip çıkın. Kimseye hırsızmış muamelesi yapmayın ama kimseye de sütten çıkmış ak kaşık gibi davranmayın." dedi ve bize baktı. ne kadar dinlediğimizi ve ne kadarını anladığımızı ölçmeye çalışıyordu.
Biraz nefes aldı ve devam etti amcam "Son olarak. Siz kürt olabilirsiniz. Ananız, babanız kürt olablir. Bu sizi vatan evladı olmadığınızı göstermez. Ama yıllar önce bir tohum ektiler. Fesat tohumu. Bazı arkadaşlarınız sizi dışlayabilirler, sevmeyebilirler hatta nefret edebilirler. Siz elinizden geldiğince sakin ve selim huylu olun. Aklınızda her daim 'Allah'ım bilmiyorlar bilseler yapmazlardı' duası olsun. Sizin en büyük avantajınız her daim soğuk kanlı olmanız olacak" dedi ve durdu. Bitirmişti kelimelerini ama kendisi de sanki bitmişti.
O zamanlar ben de Serhat da çok fazla önemmesemiştik bu sözleri. Sanki bir kulağımızdan girmiş diğer kulağımızdan çıkmıştı. Ama acı bir şekilde anlamıştık vatan evladı olmak sadece ben türküm veya ben kürdüm demekle olmadığını. Sadece bayrağa selam durmakla olmadığını ve ya marşımızı ezbere bilmekle olmadığını. Onlar vatan sevdasına götüren yollardı ama vatan sevdası sadece onlar değildi anlamıştık.
Her gece dua ediyordum "Allahım! Ne olur, ne olur yardım et bize. Dayanmak gerçekten çok zor oluyor bazen." diye. Sonunda dua etmeyi de bırakmıştım. Artık sinirlerime hakim olamıyordum. Serhat'a karışanlardan bazılarını dövmeye başlamıştım. İki kere uyarı cezası aldım ve müdür beni odasına çağırdı. "Oğlum nedir bu halin. Eskiden sakin bir çocuktun ne oldu sana böyle". Ben de başladım her şeyi en baştan anlatmaya. kuzenimin dövüldüğüne kadar. "Hocam ben bu vatanın evladı değil miyim? Ben de bu vatan için bu devletin okulunda okumuyor muyum? Neden dışlanıyorum o zaman." Haklıydım ve haklı olduğumu müdür de biliyordu. Müdür Cafer Bey...
Ve hayatımın değiştiğini daha o zamanlar anlamadığım teklifi yapmıştı. " Oğlum sana bir teklifim var." dedi önce. Sonra da " Sen bu devletin iyiliğini istiyorsun ama senin için zor oluyor. Senin gibi civanmert gençleri bulmak zor oluyor. Seni özel bir eğitime alalım devletin için daha yararlı bir genç ol." anlamayan gözlerle baktığımı görünce devam etti. "Hafta sonları ayrı eğitim alacaksın seni bir nevi polis yapacağız özel polis." Amcamın oğlunu sorduğumda "Onunla uğraşan gençlerle bizzat ilgilenecem" dedi. İçim rahatlamıştı ve teklifi kabul ettim
Yıllar sonra böyle olacağını bilseydim kesinlikle kabul etmezdim ama geri dönülmez bir yola girmiştim en çok da şimdi Serhat'ı ne yapacam diye düşünüyorum.
İki hafta içerisinde hazırlıklarımızı yapıp, tüm köyden helallik istedik. Amcam annem ve yengem dayanamazlar diye onları getirmemişti. Sadece Amcam, ben, Serhat ve abim yola çıkmıştık. O zamanın imkanlarıyla 25 saat yol sürdü tabii. Kayıtlar derken akşam ben ve Serhat yurtta kendimize ranza seçtik. Antlaşma yapıyorduk güya kendi aramızda kim üstte kalacak ne kadar kalacak. Abim gülüp "oğlum bir sakin olun anlaşırsınız elbet" diye takılmıştı.
Amcam gitmeden önce çağırdı yanına "Oğlum bak iyi dinleyin. Bunları iki kere tekrar etmeyecem. Bu sözlerim kulağınıza küpe olsun. Öncelikle siz burada artık iki amca oğlu değilsiniz. Birbirinizin canısınız, kanısınız. Birbirinizin ne kadar yanlışı da var ne kadar doğrusu da var elbet biliyorsunuz. Eksiklerinizi kimseler bilmesin. İnsan oğlu çiğ süt emmiştir. Sizi arkadan vurabilirler. Birbirinizin eksiğini yine birbiriniz kapatacaksınız. İkinci olarak siz artık evde değilsiniz o yüzden her daim cüzdanınıza sahip çıkın, eşyalarınıza sahip çıkın. Kimseye hırsızmış muamelesi yapmayın ama kimseye de sütten çıkmış ak kaşık gibi davranmayın." dedi ve bize baktı. ne kadar dinlediğimizi ve ne kadarını anladığımızı ölçmeye çalışıyordu.
Biraz nefes aldı ve devam etti amcam "Son olarak. Siz kürt olabilirsiniz. Ananız, babanız kürt olablir. Bu sizi vatan evladı olmadığınızı göstermez. Ama yıllar önce bir tohum ektiler. Fesat tohumu. Bazı arkadaşlarınız sizi dışlayabilirler, sevmeyebilirler hatta nefret edebilirler. Siz elinizden geldiğince sakin ve selim huylu olun. Aklınızda her daim 'Allah'ım bilmiyorlar bilseler yapmazlardı' duası olsun. Sizin en büyük avantajınız her daim soğuk kanlı olmanız olacak" dedi ve durdu. Bitirmişti kelimelerini ama kendisi de sanki bitmişti.
O zamanlar ben de Serhat da çok fazla önemmesemiştik bu sözleri. Sanki bir kulağımızdan girmiş diğer kulağımızdan çıkmıştı. Ama acı bir şekilde anlamıştık vatan evladı olmak sadece ben türküm veya ben kürdüm demekle olmadığını. Sadece bayrağa selam durmakla olmadığını ve ya marşımızı ezbere bilmekle olmadığını. Onlar vatan sevdasına götüren yollardı ama vatan sevdası sadece onlar değildi anlamıştık.
Her gece dua ediyordum "Allahım! Ne olur, ne olur yardım et bize. Dayanmak gerçekten çok zor oluyor bazen." diye. Sonunda dua etmeyi de bırakmıştım. Artık sinirlerime hakim olamıyordum. Serhat'a karışanlardan bazılarını dövmeye başlamıştım. İki kere uyarı cezası aldım ve müdür beni odasına çağırdı. "Oğlum nedir bu halin. Eskiden sakin bir çocuktun ne oldu sana böyle". Ben de başladım her şeyi en baştan anlatmaya. kuzenimin dövüldüğüne kadar. "Hocam ben bu vatanın evladı değil miyim? Ben de bu vatan için bu devletin okulunda okumuyor muyum? Neden dışlanıyorum o zaman." Haklıydım ve haklı olduğumu müdür de biliyordu. Müdür Cafer Bey...
Ve hayatımın değiştiğini daha o zamanlar anlamadığım teklifi yapmıştı. " Oğlum sana bir teklifim var." dedi önce. Sonra da " Sen bu devletin iyiliğini istiyorsun ama senin için zor oluyor. Senin gibi civanmert gençleri bulmak zor oluyor. Seni özel bir eğitime alalım devletin için daha yararlı bir genç ol." anlamayan gözlerle baktığımı görünce devam etti. "Hafta sonları ayrı eğitim alacaksın seni bir nevi polis yapacağız özel polis." Amcamın oğlunu sorduğumda "Onunla uğraşan gençlerle bizzat ilgilenecem" dedi. İçim rahatlamıştı ve teklifi kabul ettim
Yıllar sonra böyle olacağını bilseydim kesinlikle kabul etmezdim ama geri dönülmez bir yola girmiştim en çok da şimdi Serhat'ı ne yapacam diye düşünüyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder