Nerden Başlanır Hayata 6. Kısım

     Normalde bayramlar benim çok hoşuma gider. Bana kendini özel hissettiren bir şeyler sunduğunu düşündürür hep. Ama galiba sorun bende. Çünkü böyle düşündüğüm bir gün için eksik bir şeyler olduğunu hissediyordum. Sanki diğer günler ile aynı geçiyor gibiydi...
     Bugünün bir özel yanı daha vardı. Bayram namazından sonra Sevgi'nin evine gidecektik ve bayramın ikinci ve üçüncü günü orada kalacaktık. Sevgi hiç gitme taraftarı değildi ve haklıydı. Bana kalsa ben de götürmezdim ama hâlâ çoğu şey bana kalmamıştı.
     Sevgi'nin aile olarak durumu benden de vahimdi. Sevgi ailenin ikinci annesinden ilk çocuktu. Annesi Sevgi'den sekiz yıl sonra bir tane de erkek çocuğu getirmiş. O sırada da ölmüş. Ebe Sevgi'den sonra ikinci doğumun sıkıntı olacağını söylemiş ama üvey annesi babasına kısır karıyı üzerime kuma getirdin diye baskı yapınca yıllar sonra tekrar hamile kalmış. Bebek de bakımsızlıktan bir yıl içinde ölmüş.. Sevgi de kendini kapatmış herkese. Ev işlerine adamış bayağı da hamarat biri zaten.
     Bayram namazına müteakip Sevgi ve ben yola çıktık. Onların köyü de yürüme mesafesinde idi. Öğleden sonra vardık. Babasının ve üvey annesinin elini öptük. Sevgi direkt mutfağa gidip bir şeyler hazırlamaya gitti. Biz de muhabbet etmeye başladık. "Senin iki tane abin daha yok mu İkbal? Sen daha çok küçüksün." diye giriş yaptı babası. "Zaten bizim Sevgi de çok büyük sayılmaz bey. Kendilerine evcilik oynuyorlardır." dedi gülerek. "Abilerim para biriktirip daha iyi bir evlilik istediklerini söylediler. Sizin de paraya ihtiyacınız olduğu için ben kabul ettim." dedim. Sevgi'nin babası biraz bozulmuş gibiydi ama edep sınırında duruyordum hâlâ. Sınırı anlamıştı ama üvey anne için vakit vardı anlaşılan. Havadan sudan konuşarak vakit geçti. Akşama doğru Sevgi kuzenini görmeye gitmek istediğini söyledi. Ben de ona eşlik ettim. Biraz muziplik yapayım diye "Annen ne kadar da güleç bir kadın." dedim. Sevgi de beni biliyordu bana baktı ve "bu iki gün içinde anamı canlı yemezsen senden bir şey istemiyorum." dedi gülerek. Güle güle kuzenine gitmemiz köylünün dikkatini çekti. Çekmesini de bekliyordum. Ama biz bunu iki gün sonra öğrenecektik.
    Sevgi'nin Nimet isminde bir kuzeni vardı. Kuzenlerine gittiğimizde on on iki yaşlarında bir kız Sevgi'nin kucağına atladı. "Teyzem gibi sen de beni terkettin zannettim." dedi. Gözlerim doldu istemsiz. Sevgi'nin annesi Sevgi'de de çok iz bırakmıştı. "Sevgi'yi ben çaldım. Özür dilerim ama sana bir sır vereyim mi." dedim. Bir anda gözleri açıldı bana bakıyordu. Bana da bakmıyordu resmen ağzımdan çıkanların neler olacağını bekliyordu. Evet dercesine kafasını salladı. "Biz köyden şehre taşınmayı düşünüyoruz ama şimdilik değil. İstersen sen de bizimle gelirsin. Böylelikle Sevgi ablandan hiç ayrılmak zorunda kalmazsın." nasıl mutlu oldu garibim. "Ama karşılığında ben de bir şey istiyorum. Okuyacaksın öğretmen olacaksın. Öğretmen hanım geldi diyecekler senin için. Kabul ediyor musun?" dedim. Seve seve kabul etti. Zaten okumayı çok seviyor ve istiyormuş.
     Bir kaç saat oturduktan sonra eve geri gittik. Sağolsunlar bize döşek hazırlanmıştı. İlk gün gidilmesi gereken tüm ahde vefa görevimizi yerine getirdik. Herkesin beni önceden tanıyor olması benim açımdan şaşırtıcı oldu tabi. Ertesi gün sabah kalktık Sevgi direkt kahvaltıyı hazırlamaya gitti. Ben bilerek yardıma gitmedim. İstememe rağmen gitmedim hatta. Kahvaltı hazırlanırken bir yandan da radyoyu dinliyorduk. Sevgilerin evinde radyo yoktu ama kahvehane hemen karşıda olduğu için ses çok net geliyordu. Tüm gün neredeyse cumhuriyetin kırkıncı yılı kutlanıyordu. Tüm köy toplam yüz elli iki yüz baş vardı. Ama bir kısmı Cumhuriyeti anlamadan tebrik etmeye gitmişti muhtarla beraber Jandarma Komutanlığını ziyarete. Diğer kısmı ise kahvehaneyi doldurmuş küfrederek dinliyordu haberleri. Kayınpeder de çoktan yerini alırdı da biz geldiğimiz için evden dinlemek zorunda kalmıştı. "Sen ne düşünüyorsun evlat." dedi. "Aşırı önemsiz olduğunu düşünüyorum." dedim. Bir kahkaha attıktan sonra Sadık Amca "O gereksiz dediğin şeyler o senenin koyun parasını, saman parasını belirliyor. Hiç o kadar da önemsiz değil küçük damat." dedi. Bana küçük damat veya küçük adam demeyi çok severdi. Amacı biraz da laf sokmaktı. İlk duyduğumda çok rahatsız olduğum şu muhabbet geçmiş babamla ismim küçük kalmış tabi. Babama bu kız için bu para fazla az demişti, babam da bizim oğlan da sizin kız için fazla küçük istersen kabul etme Sadık demişti. "Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldukça bence önemsiz bir konu. En azından benim için çok yer kaplamıyor hayatımda." dedim. Hatice hanım araya girdi o sırada "Bey onlar için önemli olan şeyler belli. Sevgi ile gülüp eğlenmek daha önemli. Baksana şimdiden köyün kumruları olmuşlar." dedi. Sevgi de tam kahvaltı hazır diye içeri girdi. Elindeki en son ekmekleri doğradığı bıçak bir anda yere düştü. "Bundan biz rahatsız değiliz. Tam tersine çok mutluyuz. Rahatsız olan varsa söyleyebilir." dedim bir yandan Sevgi'nin üvey annesine bakıyordum. Sevgi'nin en korktuğu şey başına gelebilirdi. Bir yandan da bıçağı yerden alıp Sevgi'ye bir şey oldu mu diye bakmaya gittim. Neyse ki iyiydi. "Rahatsızlık değil de insanlar laf ediyor. Edepsizlik yaptığınızı söylüyorlar. Siz de benim oğlum ve kızımsınız. Onlar öyle söyleyince üzülüyorum." Sevgi ile babası da bizi seyrediyorlar tabii. Babasına belliki bu konuşma radyodan daha ilgi çekici gelmişti o sırada. "Birincisi onlar senin yanında öyle söyleyince neden kendi aileni savunmadın ki anneciğim." hâlâ tatlı bir gülümseme yüzümde mevcuttu ama üçü de mesajı almıştı bence. Sevgi ile üvey annesinin arasının hiç iyi olmadığını değil ailede köyde bilmeyen yoktu. "İkinci olarak yolun ortasında sadece muhabbet etmişiz. Ben eşimle muhabbet etmesem ailemde sevgi bağı olmazsa sadece dört duvar paylaşırım. Belki de en küçük eksiğinde de üzerine kuma getiririm. Dört duvarı herkes paylaşır sonuçta. Yanlış anlama Sadık Amca lafım sana değil. Sadece olanı söylüyorum. Köyde her ev böyle çünkü." Hatice hanım çok kötü oldu. Çünkü Sevgi'nin annesi onun üzerine kuma gelmişti çünkü kısırdı. Sadık amca Sevgi'nin süt parası ile maddi durumunu düzelttikten sonra da bir kuma daha getirmeyi düşünüyordu hatta. Sevgi muhabbetin uzamasını istemiyordu. "Hadi kahvaltıya çayları soğutmayın." dedi. Beraberce kahvaltıya geçtik. "Biz bugün gidiyoruz inşallah bir kusurumuz olmamıştır." dedim. Sadık amca sağolsun övdü ve çok mutlu olduğunu söyledi. Bunların tören şeklinde olduğunu biliyordum ama olsun. Kendi ailemden bu kadarını görememiştim ne de olsa. Kahvaltıyı yaptıktan sonra Hatice Hanım "Sen yerine otur ben kızımla sofrayı kaldırırım." dedi. Bayağı şaşırmıştım anlaşılan Sevgi de şaşırmıştı. "Olur seve seve." diyip kayınpederimle kahveye gittim. Çıkmadan önce "Canım iki saate kadar çıkacağız haberin olsun." dedim. Hitap şeklini bilerek değiştirdim. Kayınpeder de gülmüştü. Tam önümüzde de kahvehane var. Sevgi'yi biraz utandırdım ister istemez.
     Kahvehane dönüşü Sevgi ile beraber yola çıktık tahminen akşam namazına doğru evde olurduk. "Ne konuştunuz?" diye sordum. Güldü ama biraz sinirliydi bana "Sanane" dedi. Ama şu kadarını söyleyeyim "Ben kahvaltı hazır diye bitirince onu kocama karşı savunduğumu düşünmüş. Bunca yıl sana karşı kötü davrandım ona rağmen böyle yapman çok etkileyici. Sen benden de büyüksün dedi. Ben de olur mu sen de benim bir annemsin dedim. Ağlamaya başladı." benim sırıttığımı görünce daha da sinirlendi. "Sana bir şey anlatamayacağım. Hem o nasıl ifade Allah aşkına babamın yanında." sırıtmaktan kahkahaya geçtim. "Ama senin de hoşuna gitmedi mi." dedim. "Konu o değil. Utandırıyorsun ayıp diye bir şey yok mu sen de." diye çıkıştı. O da haklıydı. Özür diledim yolumuza devam ettik. Köyde aile bizi bekliyordu. Annem tahminen söyleyecekti neden geciktiniz diye...

Yorumlar

Popüler Yayınlar