Nerden Başlanır Hayata 8. Kısım
Annem beni terzi olarak yetiştirmeliymiş. Sevgiden dikiş nakış öğrenmek yetmemiş, küçük kardeşim Tayfun'a da öğretiyordum. İlginç bir şekilde önce bize annem katıldı. Tabi en başta Kaynana Azize olmuştu. Biz Sevgi'nin bana akşamları dikiş nakış öğretmesine karar vermiştik. Bir akşam annem ertesi gün misafiri için haber verecekti ve odaya daldı. Elimizde iğne iplikle görünce bağırmaya başladı Sevgi'ye "Sen utanmıyor musun koskoca adamın eline iğne vermişsin. Kendi işini kendin yapsana. Bu sefer İkbal de kurtaramayacak seni." Ben hemen araya girmiştim. "Canım annem gel benimle Sevgi'nin arasına otur. Artık bağırmadan önce sormayı öğrenmelisin." arada tebessüm ediyordum. Annemde bir şok etkisi uyandırmıştı konuşma tarzım. Çünkü benden kavga etmemi bekliyordu. Bunun için de hazırlanmıştı zaten. Devam ettim "İkinci olarak Sevgi'den öğretmesini ben istedim. Özellikle kışın uğraşacak bir şeyim olmuyor. Bu rahatlatıyor beni. Senden de öğrenecek bir kaç şeyim olur belki." diyerek. Belli ki annemin de hoşuna gitmişti. O günden sonra mutfakta yapalım dedik babam görmesin diye ama Tayfun'un burası soğuk değil mi neden işkence ediyorsunuz kendinize demesiyle salona geçtik. Babam çok sakin ruhlu bir insandı. Sessizce izlemeye başladı bizi arada radyo dinlerken. Bir gün "Siz her gün her gün tam dikim evine çevirdiniz burayı. Maşallah muhabbet de iyi yani." diye girdi lafa. "Baba gel sana da yerimiz var. Sana da öğretelim istersen." dedim. "Yok daha neler. Bu yaştan sonra ne anlarım ben iğneden." dedi. "İstersen ben sana öğretirim baba sen merak etme." dedim. Eline aldı, inceledi ama geri bıraktı. "Bana göre değil bu işler." dedi. Ben biliyordum bir kaç haftaya babam da bize katılacaktı. Öyle de oldu kışın bitmesine yakın babam bizimle birlikte bir şeyler yapmaya başladı.
Şehre giden otobüse verdim. "Bunları yetmiş beş kuruşa sat." dedim Kaptan Ali'ye. Yetmiş beş lira ile geri döndü. Eve bıraktım parayı. Hepimizin parasıydı bu para sonuçta. Annemin hoşuna gitti. Babam da etkilenmişti. O kadar beklemiyordu. Bunun aileye iki yararı birden olmuştu. Maddi desteğinden başka ailede bir muhabbet başlamıştı. Babam son zamanlar radyoyu bıraktı ve bizimle muhabbet eder oldu. Annem ile Sevgi kaynaşmaya başladı. Tayfun ailede çok köşede kalmıştı. Tekrar kendini ailede hissetmeye başladı. Benim en çok hoşuma giden yanı ise annem artık dedikoduya gitmiyordu. Ona bu iş daha cazip geliyordu. Önceleri sırf para için gitmezken artık Sevgi ile muhabbet etmek için kalıyordu. Kapı arasından duydum "Kızım hakkını helal et senin arkandan çok konuştum." dediğini. Hiç duymamış gibi yaptım. Ama ailem değişiyordu ve bunun nedeni Sevgi'nin bana dikiş nakış öğretmesi olmuştu.
Babam kahvehaneyi unutmuş sayılırdı. Abimlerin yılı dolmak üzere iken komşular düzenli gelirdi ama ikinci yıl daha çok gelmeye başladılar. Bizim evde olup onlarda olmayan bir şey vardı çünkü. Huzur... Özellikle annemin yakın arkadaşları kocalarını ikna edip ailecek gelmişlerdi. Annemin Sevgi'ye kızım demesi onlar için Güneş'in batıdan doğması gibi bir şeydi. Tuba Teyze'nin oğlu da yanıma geldi. "İkbal senin eşin ile annen nasıl bu kadar iyi anlaşıyor. Köyde malum bir gelin kaynana muhabbeti var. Anlaşanlar bile sizin aileye imreniyor." dedi. İsmi Fuat imiş. Fuat dedim. "Bak senin de yakında mürüvvetini göreceğiz inşallah. Kız kardeşin evlendiği zaman annenin onla ilgilendiği gibi evleneceği adamın annesi de öyle ilgilensin istemez misin? Yoksa tüm kadınlar aynıdır. Evlenince hepsi değişiyor diyip, kesin bir hatası vardır mı diyeceksin? Senin kadınlara bakış açını sen mi belirliyorsun yoksa olduğu yer mi belirliyor? Eğer bu soruya cevap verirsen, bana göre bizim ailedeki kaynana gelin durumunu da anlarsın." dedim. Fuat bana baktı. Sadece anlamaya çalışıyordu bence. Ama anlamaya çalıştığı şey bizdik. "Fuat bunu istersen bu akşam düşün. İstediğin zaman gelip muhabbet edebiliriz." dedim. Millet yavaş yavaş geliyordu biraz kalıp gidiyorlardı. En çok gelinler kalıyordu. Sevgi'nin gururu görülmeye değerdi bence. Köyde kaynanası ile anne kız olan tek gelindi sonuçta. Neredeyse Halime Ablam ile Berivan ablam bile Sevgi'yi kıskanacaktı. Sevgi onlara bile öğüt veriyordu. "Abla sessiz kalmak değil durum onların hoşuna gidenleri öğrenmeyi deneyin. Elbet dirençleri kırılır. Onlar da zamanında kaynanalarından çekmişler. Bilmiyorlar, bilseler yapmazlardı."
Akşam oldu akşam yemeğinde herkeste bir mutluluk vardı. Kendileri köyün konuşulan insanlarıydılar. Ya örnek gelin ya şaşılacak kaynana ya imrenilen genç ya da anlaşılmayan ev büyüğü. O gün akşam yemeğinde hiç konuşmadım. Sadece onları dinledim. Çünkü hepsinin anlatacak çok şeyi vardı. Ben zaten köyün ikinci delisiyim o yüzden çok fazla yanıma uğramadı insanlar. Olması zorunlu olduğu için baş sağlığı diliyorlar ve gidiyorlardı.
Şehre giden otobüse verdim. "Bunları yetmiş beş kuruşa sat." dedim Kaptan Ali'ye. Yetmiş beş lira ile geri döndü. Eve bıraktım parayı. Hepimizin parasıydı bu para sonuçta. Annemin hoşuna gitti. Babam da etkilenmişti. O kadar beklemiyordu. Bunun aileye iki yararı birden olmuştu. Maddi desteğinden başka ailede bir muhabbet başlamıştı. Babam son zamanlar radyoyu bıraktı ve bizimle muhabbet eder oldu. Annem ile Sevgi kaynaşmaya başladı. Tayfun ailede çok köşede kalmıştı. Tekrar kendini ailede hissetmeye başladı. Benim en çok hoşuma giden yanı ise annem artık dedikoduya gitmiyordu. Ona bu iş daha cazip geliyordu. Önceleri sırf para için gitmezken artık Sevgi ile muhabbet etmek için kalıyordu. Kapı arasından duydum "Kızım hakkını helal et senin arkandan çok konuştum." dediğini. Hiç duymamış gibi yaptım. Ama ailem değişiyordu ve bunun nedeni Sevgi'nin bana dikiş nakış öğretmesi olmuştu.
Babam kahvehaneyi unutmuş sayılırdı. Abimlerin yılı dolmak üzere iken komşular düzenli gelirdi ama ikinci yıl daha çok gelmeye başladılar. Bizim evde olup onlarda olmayan bir şey vardı çünkü. Huzur... Özellikle annemin yakın arkadaşları kocalarını ikna edip ailecek gelmişlerdi. Annemin Sevgi'ye kızım demesi onlar için Güneş'in batıdan doğması gibi bir şeydi. Tuba Teyze'nin oğlu da yanıma geldi. "İkbal senin eşin ile annen nasıl bu kadar iyi anlaşıyor. Köyde malum bir gelin kaynana muhabbeti var. Anlaşanlar bile sizin aileye imreniyor." dedi. İsmi Fuat imiş. Fuat dedim. "Bak senin de yakında mürüvvetini göreceğiz inşallah. Kız kardeşin evlendiği zaman annenin onla ilgilendiği gibi evleneceği adamın annesi de öyle ilgilensin istemez misin? Yoksa tüm kadınlar aynıdır. Evlenince hepsi değişiyor diyip, kesin bir hatası vardır mı diyeceksin? Senin kadınlara bakış açını sen mi belirliyorsun yoksa olduğu yer mi belirliyor? Eğer bu soruya cevap verirsen, bana göre bizim ailedeki kaynana gelin durumunu da anlarsın." dedim. Fuat bana baktı. Sadece anlamaya çalışıyordu bence. Ama anlamaya çalıştığı şey bizdik. "Fuat bunu istersen bu akşam düşün. İstediğin zaman gelip muhabbet edebiliriz." dedim. Millet yavaş yavaş geliyordu biraz kalıp gidiyorlardı. En çok gelinler kalıyordu. Sevgi'nin gururu görülmeye değerdi bence. Köyde kaynanası ile anne kız olan tek gelindi sonuçta. Neredeyse Halime Ablam ile Berivan ablam bile Sevgi'yi kıskanacaktı. Sevgi onlara bile öğüt veriyordu. "Abla sessiz kalmak değil durum onların hoşuna gidenleri öğrenmeyi deneyin. Elbet dirençleri kırılır. Onlar da zamanında kaynanalarından çekmişler. Bilmiyorlar, bilseler yapmazlardı."
Akşam oldu akşam yemeğinde herkeste bir mutluluk vardı. Kendileri köyün konuşulan insanlarıydılar. Ya örnek gelin ya şaşılacak kaynana ya imrenilen genç ya da anlaşılmayan ev büyüğü. O gün akşam yemeğinde hiç konuşmadım. Sadece onları dinledim. Çünkü hepsinin anlatacak çok şeyi vardı. Ben zaten köyün ikinci delisiyim o yüzden çok fazla yanıma uğramadı insanlar. Olması zorunlu olduğu için baş sağlığı diliyorlar ve gidiyorlardı.
Yorumlar
Yorum Gönder