Nerden Başlanır Hayata 1. Kısım
Biz toplam altı kardeştik, dört erkek iki kız... Babam erkeklerin düğün paralarını karşılamadı. Gidin çalışın kendi düğün paranızı çıkarın sizi evlendireyim derdi. Bizim ailenin erkekleri de on dört yaşından itibaren çalışmaya gider ve para biriktirmeye başlardı. Ben on beş yaşında Antalya'da iki abim ile beraber serada çalışırken abimler dalga geçiyordu hep "Oğlum biz çok evlenmeyi düşünmüyoruz. Bizim paraları biriktirip seni erkenden evlendirelim mi?" diye. Utanıp ses çıkaramıyordum ama sınavım o zamanlarda başladı benim.
Annem mektup yazmış abimlere. Abim ikinci defa yanımda okudu mektubun başını. "Düğünde bir kız ile tanıştık. Ablan Halime kızın ağzını aradı ben de ailesi ile konuştum. Kız hem hamarat hem saygılı. Seni veya Hamza'yı evlendirelim diye düşünüyoruz. Sen bayağı sermaye yaptın, babanla da konuştum eğer kabul etmezsen Hamza için baban destek çıkacak. Ekim gibi nikah kıyılır. Burada babanın çobanlığını yaparak paranızı bu şekilde çıkartmaya devam edersiniz. Düşünün bir hafta içinde kararınızı yazın. Eğer yanıtınız olumlu olursa kızı şimdiden eve alıp çalıştıracağız." Kız on yedi yaşında imiş. Ama abimler iki yaş farkını sorun olarak görmüyordu kesinlikle.
Abimlerle beş gün boyunca her akşam iş bitimi erkenden prefabrikten çıktık ve bu konuyu tartıştık. Abimler evlenmek istemedikleri için beni öne sürüyorlardı. Ben ise hazır olmadığımı daha hala küçük olduğumu söylüyordum. Son gün Hamza abim "Oğlum İkbal bak! Bir kaç şeyi aklına sok. Birincisi bizim ailede isterseniz kelimesi sadece emir kipinin saklanmış halidir. İkincisi burdan biri mutlaka köye nişanlı olarak dönecek.Eğer sen değil de diğer ikimizden biri evlenirse burası sıkıntılı olmaya başlar. Üçüncüsü sana bizimkilerin dayattığı gibi dayatmak istemiyoruz. Bunu tatlı dille kabul et ki. Herkes memnun ayrılsın bu geceden. Derdin yönetmek ise vuracaksın kafasına yap diyeceksin derdin para ise sana her yıl sonunda yirmi bin lira veririz abimle." son kısmı söylerken Ahmet abimden onay bekler gibi bir kaç saniye durdu. Ahmet abim girdi konuşmaya. "Tabii oğlum biz ne güne duruyoruz. Hatta olmazsa her yıl fiyatı bile artırırız. Sen merak etme." Abimler açık açık ya evlenirsin ya da yanımızda barınamazsın diye tehdit etmişti.
Bu gece evlenmeden büyümüştüm ve bir şeyi çok iyi anlamıştım. Ailen çıkar araya girince seni yarı yolda bırakabilirmiş. Kabul ettim ve ertesi gün mektup yazıldı gönderildi. Ailem kızı eve almıştı bile kendi gelinleri olmuş gibi çalıştırıyorlardı. Bu kız ailenin ilk gelini idi. Geçen yıl Berivan ablamın da evlenmesi ile annem zaten çok yoruluyordu. Yani bu durum en çok annemin işine yaramıştı.
Ramazan Bayramı'ndan sonra altı aydır burada kalmıştık ve mecburiyetten Kurban Bayramı'nı da burada geçirdik. Benim için ilkti bayramı köyde geçirmemek. Ama büyük abim beş diğeri üç yıldır bu duruma hemen alışmış gibi görünüyorlardı. Zaten ikisinin de aklı bir karış havada tiplerdi. Geyik muhabbetleri, iki haftada bir diğer çalışanlarla gece alemleri. Ben nasıl para biriktirdiklerine de şaşırıyordum doğrusu. Tek bir kere katılmıştım ben. Baş ağrısından bir gün gelememiştim kendime. Ben de onların eğlence günlerinde kendime vakit ayırıyordum. Okuma yazmayı öğrenmeye çalışıyordum. Yan koğuşta okuma bilen bir tane adanalı vardı. İlk iki aya kadar onun ile çalışmıştım sonra Adanalı gidince kendi kendime öğrenmeye çalışmıştım.
Antalya'da yazın çalışmak ölüm gibiydi. Gündüzleri güneş altında canımızı okuyorlardı. Akşama kadar sadece kahvaltı ve akşam yemeği vardı bir de iş bitimi her gece semaver çayı demlerdik. En güzeli de onlar oluyordu. Her gece en az bir saat oturup çay içer birileri türkü söyler biz de onu dinlerdik. Artık bir kaç şarkıyı ezberler gibi olmuştu herkes. Hamza abim her gece mutlaka bir tane kılam yakardı. Etraf da yeşillik olunca özellikle kürtçe bilenler için çok güzel bir hava olurdu. Ama öncesindeki akşam yemekleri de sadece bize azap gibi gelirdi. Biz kuyruk yağlı sac yemeklerine alıştığımız için bu yemekler bize yetmeyecek gibi gelirdi. Her daim sofradan aç kalkıyorduk bize göre. Benim ilk Antalya anılarım olmuştu bu sera vakitleri ve altı ay hızla geçmişti. Ağrılı iki kardeşten sonra ikinci seradan ayrılan biz olmuştuk. Herkesle görüşüldü, paramızı alıp yola düştük. Yolumuz zaten iki gün sürecekti.
İki gün sonrasında köye varmıştık. Aileye önceden mektup yazıldığı için onlar da bizi bekliyordu. Doğru olmayacağı için iki günlüğüne ailem evleneceğim daha doğrusu fahri olarak evlendirildiğim kızı evine gönderildi. İki gün sonra hayatımda hiç görmediğim bir kızla evleniyordum. Tüm köy hazırlanmıştı bile. Abimler bilerek bana söylememişlerdi. Şal-û Şepik ile Sebil bile alınmıştı. Ben de mecburiyetten davetiyeleri dağıtıp haberi olan komşuları kültür gereği düğüne davet ediyordum. Benim için düğüne kadar tek güzel şey o düğün davetiyesi idi. Uzun ince bir kağıda İkbal ile Sevgi yazıyordu başına. Yanlarda birer şimşek ve altta da bir kalp. Çocuklarımızın geleceğini paylaşacağı ilk gün de sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız. Neyini beğendiğimi düşünüyorum da belki de bana ait ilk eşya olması belki de sadece tuhaf oldum o duygu hoşuma gitti. Ama tahminim beni o boğucu havadan kurtaran tek şeyin o davetiye olması idi. Çünkü her girdiğim evde sıkıcı muhabbetlere, bel altı esprilere maruz kalıyordum. Sanki köyüm için çocuk yapıyormuşum gibi en az yedi çocuk bekliyoruz diyenlerin sayısı hiç de azımsanacak sayı da değildi. Kime derdini anlatabilirsin bir ara Berivan ablam yardım için bize geldiğinde tek kalmıştık ona söyledim durumu. Kendime en yakın hissettiğim insana.. Cevap beni hiç şaşırtmadı. "Sen mi değiştireceksin bu düzeni. Dua et de tek derdin bu olsun. Dışarıda insanlar birbirine girmiş durumda. Benden sana bir abla tavsiyesi. Bu düşüncelerini evlilikten sonra bir torba ile mezara göm."
Abimlerle beş gün boyunca her akşam iş bitimi erkenden prefabrikten çıktık ve bu konuyu tartıştık. Abimler evlenmek istemedikleri için beni öne sürüyorlardı. Ben ise hazır olmadığımı daha hala küçük olduğumu söylüyordum. Son gün Hamza abim "Oğlum İkbal bak! Bir kaç şeyi aklına sok. Birincisi bizim ailede isterseniz kelimesi sadece emir kipinin saklanmış halidir. İkincisi burdan biri mutlaka köye nişanlı olarak dönecek.Eğer sen değil de diğer ikimizden biri evlenirse burası sıkıntılı olmaya başlar. Üçüncüsü sana bizimkilerin dayattığı gibi dayatmak istemiyoruz. Bunu tatlı dille kabul et ki. Herkes memnun ayrılsın bu geceden. Derdin yönetmek ise vuracaksın kafasına yap diyeceksin derdin para ise sana her yıl sonunda yirmi bin lira veririz abimle." son kısmı söylerken Ahmet abimden onay bekler gibi bir kaç saniye durdu. Ahmet abim girdi konuşmaya. "Tabii oğlum biz ne güne duruyoruz. Hatta olmazsa her yıl fiyatı bile artırırız. Sen merak etme." Abimler açık açık ya evlenirsin ya da yanımızda barınamazsın diye tehdit etmişti.
Bu gece evlenmeden büyümüştüm ve bir şeyi çok iyi anlamıştım. Ailen çıkar araya girince seni yarı yolda bırakabilirmiş. Kabul ettim ve ertesi gün mektup yazıldı gönderildi. Ailem kızı eve almıştı bile kendi gelinleri olmuş gibi çalıştırıyorlardı. Bu kız ailenin ilk gelini idi. Geçen yıl Berivan ablamın da evlenmesi ile annem zaten çok yoruluyordu. Yani bu durum en çok annemin işine yaramıştı.
Ramazan Bayramı'ndan sonra altı aydır burada kalmıştık ve mecburiyetten Kurban Bayramı'nı da burada geçirdik. Benim için ilkti bayramı köyde geçirmemek. Ama büyük abim beş diğeri üç yıldır bu duruma hemen alışmış gibi görünüyorlardı. Zaten ikisinin de aklı bir karış havada tiplerdi. Geyik muhabbetleri, iki haftada bir diğer çalışanlarla gece alemleri. Ben nasıl para biriktirdiklerine de şaşırıyordum doğrusu. Tek bir kere katılmıştım ben. Baş ağrısından bir gün gelememiştim kendime. Ben de onların eğlence günlerinde kendime vakit ayırıyordum. Okuma yazmayı öğrenmeye çalışıyordum. Yan koğuşta okuma bilen bir tane adanalı vardı. İlk iki aya kadar onun ile çalışmıştım sonra Adanalı gidince kendi kendime öğrenmeye çalışmıştım.
Antalya'da yazın çalışmak ölüm gibiydi. Gündüzleri güneş altında canımızı okuyorlardı. Akşama kadar sadece kahvaltı ve akşam yemeği vardı bir de iş bitimi her gece semaver çayı demlerdik. En güzeli de onlar oluyordu. Her gece en az bir saat oturup çay içer birileri türkü söyler biz de onu dinlerdik. Artık bir kaç şarkıyı ezberler gibi olmuştu herkes. Hamza abim her gece mutlaka bir tane kılam yakardı. Etraf da yeşillik olunca özellikle kürtçe bilenler için çok güzel bir hava olurdu. Ama öncesindeki akşam yemekleri de sadece bize azap gibi gelirdi. Biz kuyruk yağlı sac yemeklerine alıştığımız için bu yemekler bize yetmeyecek gibi gelirdi. Her daim sofradan aç kalkıyorduk bize göre. Benim ilk Antalya anılarım olmuştu bu sera vakitleri ve altı ay hızla geçmişti. Ağrılı iki kardeşten sonra ikinci seradan ayrılan biz olmuştuk. Herkesle görüşüldü, paramızı alıp yola düştük. Yolumuz zaten iki gün sürecekti.
İki gün sonrasında köye varmıştık. Aileye önceden mektup yazıldığı için onlar da bizi bekliyordu. Doğru olmayacağı için iki günlüğüne ailem evleneceğim daha doğrusu fahri olarak evlendirildiğim kızı evine gönderildi. İki gün sonra hayatımda hiç görmediğim bir kızla evleniyordum. Tüm köy hazırlanmıştı bile. Abimler bilerek bana söylememişlerdi. Şal-û Şepik ile Sebil bile alınmıştı. Ben de mecburiyetten davetiyeleri dağıtıp haberi olan komşuları kültür gereği düğüne davet ediyordum. Benim için düğüne kadar tek güzel şey o düğün davetiyesi idi. Uzun ince bir kağıda İkbal ile Sevgi yazıyordu başına. Yanlarda birer şimşek ve altta da bir kalp. Çocuklarımızın geleceğini paylaşacağı ilk gün de sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız. Neyini beğendiğimi düşünüyorum da belki de bana ait ilk eşya olması belki de sadece tuhaf oldum o duygu hoşuma gitti. Ama tahminim beni o boğucu havadan kurtaran tek şeyin o davetiye olması idi. Çünkü her girdiğim evde sıkıcı muhabbetlere, bel altı esprilere maruz kalıyordum. Sanki köyüm için çocuk yapıyormuşum gibi en az yedi çocuk bekliyoruz diyenlerin sayısı hiç de azımsanacak sayı da değildi. Kime derdini anlatabilirsin bir ara Berivan ablam yardım için bize geldiğinde tek kalmıştık ona söyledim durumu. Kendime en yakın hissettiğim insana.. Cevap beni hiç şaşırtmadı. "Sen mi değiştireceksin bu düzeni. Dua et de tek derdin bu olsun. Dışarıda insanlar birbirine girmiş durumda. Benden sana bir abla tavsiyesi. Bu düşüncelerini evlilikten sonra bir torba ile mezara göm."
Yorumlar
Yorum Gönder