Nerden Başlanır Hayata 2. Kısım
Düğün günü ilk defa gördüm Sevgi'yi. Şal-u şepik içinde Dünya'ya sırf benim için inmiş bir meleğe benziyordu. Uzunca düşüncelere daldım bir anda...
Biz evleniyorduk ama niye, kimin için evleniyorduk. İkimizin de evlenme amacı yoktu ve ikimiz de ailelerimiz için evleniyorduk işin aslında. Bizim ailenin evi çekip çevirecek genç bir kıza; Sevgi'nin ailesinin bahar gelmeden besili inek ve koyun alacak paraya ihtiyaçları vardı. Yolda köye gelirken hep "Keşke tüm parayı harcasaydım da beni evlendiremesinler." diye düşünürken şimdi sadece kararsız bir şekilde olacakları bekliyordum. Hamza abimin sırtıma vurması ile kendime geldim. "Heyt bee! Koçum İkbal evleniyorsun sonunda. Merak etme hiç pişman olmayacaksın bizi pişman etmediğin için." Sonuçta onlar evlenmesin diye evlenmiştim. "Soyumuzu devam ettirecek bir torun getir de babam çobanlık paranı artırır belki." Erkek çocuk çobanlık parasının iki katına çıkması demekti. Erkek olmama rağmen ters geliyordu bana. O erkeği büyütecek olan da bir anne değil miydi? Ama soyun devamı için erkek şarttı. Kadın soyu devam ettiren değildi bizim törelerde. İçimden dua ettim sessizce "Allahım ne olursun ilk çocuğum kız olsun." diye. Erkekler ile başa çıkmak daha zordu. Ya büyük adam olurdu Menderes gibi sonra İmralı'da asılırdı ya da bir serseri olurdu ve başkalarının canını yakardı. Bir kız en fazla kendi canına kıyabiliyordu, kendi canını yakabiliyordu. Toplumda kız bir araçtı, amaç her daim bir erkekti.
Döndüm etrafa baktım. Düğünde kızların hepsi evlenecek bir erkek arıyordu, erkekler de evlenecek bir kız. Aklıma Berivan ablamın dedikleri geldi ve acaba ben mi yanlış düşünüyorum diye kendime sitem ettim.
Düğün hâlâ devam ediyordu. Bir ara kına yakılırken dengbejler ağıt yaktı, herkesin bir acısı vardı. Hatırlamak istesin veya istemesin farketmez. Bizim toplum da çok ilginç duygular konusunda. İki göz iki çeşme aglayabiliyorken on dakika sonra tekrar oynayabilir hiç bir şey yokmuş gibi. Kına yapıldıktan evlenme çağındaki gençler için tekrar başladı düğün. Evlenme çağında olan gençler halayda yanyana getirilmeye çalışıldı. İnsanlar sanki hiç tanışmamış gibi aileleri birleştirecek olanlar tekrar tanışıyordu.
Bizim köyde diğer köylerden farklı olarak köşede sohbet eden yaşlıların yanında bir delimiz olurdu. Kimse bizim deli ile laf yarıştıramazdı. O da sessizce geçer köyümüzün yaşlıları arasında oturur. Yemeğini yer gecenin sonuna doğru kendince dans eder döne döne evine giderdi. Tek geçimi de düğünler ve caminin temizliği ile aldığı bir kaç kuruş idi. Deli Memo'nun muhabbeti hoşuma gidiyordu. Her düğünde mutlaka yanına oturup yaşlıların muhabbetine müdahale olmasını dinlerdim. Bu sefer damat koltuğundan kalkamadığım için müsait bir zamanda Memo'yu bizim masamıza çağırdım ve Sevgi ile tanıştırdım. Ne kadar bizim köy bu huyumdan rahatsız olsa da Memo tam da muhabbet edilesi bir insandı. "Soracağın herhangi bir soru varsa sor. Alacağın cevaplar seni şaşırtabilir ama haberin olsun." dedim. Sevgi ile ilk konuşmam Deli Memo ile ilgili olmuştu böylelikle. Hiç utangaçlığım da kalmamıştı ama.
Beklediğim gibi çok güzel bir soru cevap başlamıştı. Sevgi'yi de az çok tartmış oluyordum.
+Deli Memo sence bu insanlar ne yapıyor?
-Anne babalarından ezberlediklerini yapıyorlar.
+Neden yapıyorlar peki?
-Ezberlemek öğrenmekten daha kolaydır çünkü.
+Deli Memo sana neden deli diyorlar peki.
-Ezbercilerin kafasında üç insan vardır. Ezberlemeyenler akılsızlar grubuna giriyor. Ben de verilen rolü oynuyorum.
+Deli olmadığın belli oluyor ama. Neden ben deli değilim demedin?
-Arif olanı yalnız alim olan anlar.
+İkbal hakkında ne düşünüyorsun peki?
-İyi veya kötü demem ama her düğünde yan yana oturuyoruz. Daha doğrusu o gelip hep yanıma oturuyor.
+Neden oturduğunu hiç merak etmedin mi. Sorsaydın ya "Neden yanıma oturuyorsun?" diye.
-Sen neden "Ne diye benimle evleniyorsun?" diye sormadın?
Sevgi donup kalmıştı. Hiç bir şey demedi. Döndüm Deli Memo'ya "Bir Allah'ın delisisin, kırk akıllı seninle baş edemiyor." dedim. Benle Sevgi'ye baktı. Sonra oynamak için yanımızdan ayrıldı. "Neden tanıştırdın bizi. Buralarda akraba olmayanlar yan yana getirilmez. Ayıptır." diye çıkıştı bir anda. Doğru diyordu. Köyde tam olmasa da kısmen desteklediğim adetlerden biri de buydu. "O yabancı dediğin adam ailemden daha ailedir bana Sevgi. Eğer sadece kan bağına önem veriyorsan o adamı bir daha görmezsin merak etme. Ama bilmeni isterim ki, benim için düşünce şekli kandan daha yoğundur içimde." Sevgi mesajı almıştı, ses etmedi. Saat on bir olunca herkes yavaş yavaş evlerine dağılmıştı. Biz iki aile de etrafı topladık on iki bire doğru evlere geçtik.
Kafamda gelgit yaşamaya başlamıştım. Düğünde ilk gördüğüm güzellikle mi yaşayacaktım. Yoksa kendimi bu güzelliğin altında kendini sorgulamadan yoksun bir kıza mı kaptırmıştım. Sonuçta benim için evlilik, çocuk gibi olayların soyun devamı dışında hiç bir anlamı yoktu... belki ilerde olurdu ama şimdilik yoktu. Arkadaşlarla sürüye çıktığımızda da evlilik konuları hiç ilgimi çekmiyordu zaten.
O gece yorgunlukla direkt yattım. Sevgi de yanımda yatmış. Ertesi gün abimler gizliden "Ne yaptınız?" diye sorduklarında yok dedim ama çok rahatsız olmuştum. Eğer evlenen bensem ve Sevgi benim ekilecek toprağım ise başkası karışamazdı ve karışamamalıydı. Hayatımda ilk defa tahminimce de son defa babamla yüz yüze konuşmaya gittim. "Baba kusuruma bakma, bir şey konuşabilir miyiz?" dedim. Oturttu karşısına buyur etti."Edepsiz olarak algılayamasın baba beni ve böyle bir şey için yanına gelemem zaten. Abimler gece hayatımı sorup sıkıştırıyorlar beni. Ben de utanıyorum ister istemez. Şimdilik gidip dağdan su getirmek ve hayvanlarla ilgilenmek daha önemli geliyor bana." Babam kalktı ayağa ve sert bir tokadı yapıştırdı. Yüzüm yanıyordu ama ses etmedim. "Kaç yaşına geldiniz eşeğin oğlu. Ben abinin doğumunda senin yaşında idim. Çalış çabala paranı biriktir ve şehre taşın. Köyde doğdun ama hiç köy çocuğu olamadın. Köyde kalırsan daha çok dayak yersin yoksa. Şimdi git iki abini buraya çağır." bir elim yanağımda abimleri buldum. "Abi babam sizi çağırıyor." diyebildim ve annem beni görünce anlamıştı abimlerin de birazdan dayak yiyeceğini. Abimlerle tekrar gittik babamın yanına, babmın karşısına oturduk. "Ahmet ve Hamza söyleyin bakalım ne zaman evlenmeyi düşünüyorsunuz?" Soru sorarken ayağa kalkmıştı. Korkudan abimler de ayağa kalkmış elleri önlerinde bağlı bekliyorlardı. Babam, iki abimin etrafında dönüyor biryandan sesli soluyordu. Ahmet abim söze başladı. "Estağfurullah baba o nasıl söz. Sen ne zaman uygun görürsen..." dedi o zaman diyemeden tokadı yemişti babamdan. "O zaman niye evli lan bu çocuk." diye bağırdı babam. Abimler bir şey diyememişti, arada bana bakıyorlardı arada. Babam tekrardan başlamıştı: "Bana bakın da cevap verin. Ben İkbal'inhaddini bildirdim. Hiç o tarafa bakmayın boşuna. Çok mu merak ediyorsunuz evliliği?" abimlerden cevap yoktu. Bu sefer Hamza abime gelmişti tokat sırası. Babam tokadı attıktan sonra konuşmaya devam etti."Cevap versenize soytarı herifler. Cevap veremeyeceğiniz işi yapıyorsunuz. Onursuz musunuz? Bir daha bu masaya herhangi birinizin evliliği gelsin bacaklarınızı kırarım hepinizin. Yıkılın karşımdan şimdi."
Tokadımı yemiştim ama yaptığımdan hiç pişman olmamıştım. Sorunu köklü olarak hallettiğimi biliyordum. Ahmet abim köşeye çekti beni o sırada. "Oğlum manyak mısın sen? Böyle bir şey için babaya gidilir mi? Şakaydı sadece... onu bile anlamıyor musun sen?" diye çıkıştı Hamza Abim.
O gün akşam akşam odaya gittiğimde olayı Sevgi'ye anlatmayı düşündüm. Akşam yemeği bittikten sonra odaya geçtiğimizde "Nasılsın, nasıl geçti?" diye sordum ama Sevgi benden daha beter durumdaydı. Daha ilk günden annem kaç yıldır kızlarının yanında olmayışının hıncını çıkarmış kızcağızdan. Bütün işi Sevgi yapmıştı. Kızlarının ne kadar yorulduğunun şikayetini yapan annem daha beter bir kaynana olup çıkmıştı. Birden ağlamaya başladı Sevgi. "Benim kaderim hep mi böyle gidecek." diye. Onu avutmaya başlarken kendi derdimi unutmuştum. Babamın sözü aklıma geldi. Gerçekten paramı biriktirip buralardan gitmeliydim...
Tokadımı yemiştim ama yaptığımdan hiç pişman olmamıştım. Sorunu köklü olarak hallettiğimi biliyordum. Ahmet abim köşeye çekti beni o sırada. "Oğlum manyak mısın sen? Böyle bir şey için babaya gidilir mi? Şakaydı sadece... onu bile anlamıyor musun sen?" diye çıkıştı Hamza Abim.
O gün akşam akşam odaya gittiğimde olayı Sevgi'ye anlatmayı düşündüm. Akşam yemeği bittikten sonra odaya geçtiğimizde "Nasılsın, nasıl geçti?" diye sordum ama Sevgi benden daha beter durumdaydı. Daha ilk günden annem kaç yıldır kızlarının yanında olmayışının hıncını çıkarmış kızcağızdan. Bütün işi Sevgi yapmıştı. Kızlarının ne kadar yorulduğunun şikayetini yapan annem daha beter bir kaynana olup çıkmıştı. Birden ağlamaya başladı Sevgi. "Benim kaderim hep mi böyle gidecek." diye. Onu avutmaya başlarken kendi derdimi unutmuştum. Babamın sözü aklıma geldi. Gerçekten paramı biriktirip buralardan gitmeliydim...
Yorumlar
Yorum Gönder