Nerden Başlanır Hayata 5. Kısım

     Soğuk kış geceleri başlayalı bir kaç hafta olmuştu. Bir de üzerine Ramazan eklenmesi ile insanların eve kapanması için bahaneler artmıştı. Köyün genel havası sabah tüm işleri halledip erkeklerin öğle namazından sonra camide kadınların ise belirlenen evlerde mukabele yapması ile hissedilmeye başlıyordu.
     Bana en komik gelen zamanlardan biriydi Ramazan... Namazları oruçla başlayıp oruçla biten insanlar, Kur'an-ı Kerim'ler okunduğunda bilmemesine rağmen eline sergenden bir Kur'an-ı Kerim alır takip etmeye çalışır çocukluktan kalma bilgisiyle. Belki on on beş insan ikindi namazında bir daha camiye gelir ikinci bir mukabele yapılırdı. Akşam iftar yapıldıktan sonra ritüele bağlanmış ikinci kısım başlardı. Teravih için köyün neredeyse tamamı camiye giderdi. Camiye erken gelenler gün içinde kahvede yapılamayan dedikodularını yaparlardı. Teravihten sonra da günün son haberleri için ev ahalisi tekrar radyonun başına geçerdi.
     Ülkede ve Dünya'da olay hiç bitmezdi ne de olsa. Celal Bayar'ın Anayasa Mahkemesi'ndeki durumu ile ilgili günlük en az bir haber, bir iki tane trafik kazası haberi-ki bu haberler kışın daha da artıyordu- ve ramazanın gelmesi ile gazetelerde arkadaki magazin haberleri ile çelişen önde Kur'an-ı Kerim meali kuponları vazgeçilmezleri oluyordu gazetelerin.
     Evde de durum benzer sayılırdı. Sabah temizlik işlerinden ve mukabeleden sonra Sevgi ile annem yemekleri yapmaya başlar akşam ezanına hazır hâle gelen yemek, teravih derken gün biterdi. Eve ilk defa gelin geldiği için misafirler de eksik olmuyordu. Eve günlük yirmi otuz kişilik ahde vefa adı altında akrabalar geliyordu. İlk bir kaç gün misafirlerle beraber teravih namazına gittim ama içim rahat etmiyordu hiç. Sevgi hallediyorum sıkıntı yok diyordu ama ben dördüncü gün annemi köşeye çektim. "Anne siz teravihe gidin ben gelmeyecem." dedim. Annemin de çok da umurunda değildim zaten ama köyün gözüne batmasından korkuyordu. "Desene köye rezil edeceksin yine bizi." dedi. Çok da üstelemedi. Gençliğime bağlıyordu bazı şeyleri...
     Misafirlerle beraber herkes gidince yardım için Sevgi'nin yanına gittiğimde önce şaşıran Sevgi, biraz sitemle karışık azarlar gibi "Sen niye gitmedin İkbal?" diye giriş yaptı. Bir anda şaşırmıştım. Sonuçta ona yardım etmek için kalmıştım evde. "Ne demek niye gitmedin? Sana yardım etmek için kaldım. Ramazan başladığından beri çok yoruluyorsun sana yardım ederim diye düşündüm." diyebildim sadece. Ne diyeceğimi ben de şaşırmıştım. Biraz baktıktan sonra büyük kardeş edasıyla güldü ve "Sen git namaza yetiş. Ben daha fazla işin üstesinden bile gelebilirim." dedi. Biraz kafam karışık bir şekilde "Sen bilirsin" diyip çıktım. İlk defa annemin konuşması ile Sevgi'nin konuşmasından aynı şeyi hissettim. Bilmediğim bir şeyden bahsediyorlardı tahminen.
     Camiye yetiştiğim zaman ezan okunuyordu artık. Caminin önünde Deli Memo ile karşılaştım. "Hayırdır bugün gecikmişsin genç adam." diyerek elini omzuma attı. Ben de "Sevgi'ye yardım etmek için evde kalayım dedim ama Sevgi istemedi ben de hazırlanıp camiye geldim." dedim. Deli Memo güldü ve "Cami çıkışında bir çay içelim mi dedi bunu uzunca konuşuruz seninle" dedi. Benim de konuşacak birine ihtiyacım vardı zaten. Olur diyip camiye girdim Memo ile birlikte. Abimler beni camide görünce birbirlerine beni gösterip güldüler ama çok takmadım. Ama Memo'nun ciddi bakışıyla önlerine döndüler hemen.
     Çıkışta babamın yanına gittim "baba izninle ben Deli Memo ile bir çay içip geleceğim." dedim. Artık evli de olsam babamdan izin almama gibi bir saygısızlığı yapamazdım. Babam hâlâ o evin en büyüğü ve saygıyı en hak eden insanı idi. Babam da sorun etmedi zaten.
    Yol boyunca Memo ile hiç bir şey konuşmadık. Memo evde konuşacaklarını kafasında demiyordu belliki. Eve vardık suyu içindeki odun köz olmuş sobanın üstüne koydu. "Çay demleniyor ama sabahtan kalmış kusura bakmazsın artık" dedi. Sıkıntı etmedim zaten diyeceklerini bekliyordum hâlâ Memo'nun bir taraftan da evine göz gezdirdim istemsiz. Küçük sade bir evi vardı ama en çok dikkatimi çeken evin köşesindeki raflarda bir sürü kitap olmasıydı. Deli Memo o kadar deli değildi biliyorum ama bu kadar kitap da beklemiyordum. Çayı getirirken "çay da toplumun fazla bekleyen kuralları gibi acı biraz"  dedi. Ben dayanamadım artık "Memo ne zaman konuya gireceksin" diye patladım. Aslında çayla konuya girmiştik diyip devam etti. "Genco senin yaşın daha on beş on altı. O yüzden bazı şeyleri anlamaman çok normal. Köyde bir kız ile bir erkeğin evde tek başına kalmalarının tek bir manası olur. O yüzden senin evde kalmana eşin izin vermedi. Hayatta her şey istenilen şekilde olmuyor bunu kabul etmek gerekir." itiraz edeceğimi biliyor gibi durdu bana baktı. "Ama benim öyle bir niyetim yoktu. Sadece Sevgi çok yoruluyor günde belki yirmi otuz misafir geliyor. Ben de kalıp yardım  edeyim istiyorum. Sırf köy halkı yanlış anlıyor diye kendi öz eşime yardım edemeyecek miyim? Bu nasıl saçmalıktır böyle." diye çıkıştım Deli Memo'ya. Haklısın dedi ve çekildi sakinleş bile dememişti bana. "Ben hiç bir şey anlamadım Memo. Hem hak veriyorsun hem de annemle Sevgi gibi camiye gitmemi ister gibi bir havan var." dedim. "Beni sonuna kadar dinle Genco." dedi ve devam etti: "Haklısın çünkü sırf köy halkı yanlış anlıyor diye kendi öz eşine yardım etmemen çok saçma. Ama bir o kadar da haksızsın çünkü illa yardım edeceksin diye de aileni ve karını zor durumda bırakmaman gerekir. Sen köy halkını çok önemsemiyor olabilirsin ama ailen önemsiyor." lafa girecektim izin vermeden devam etti "Dikkat et haklı olman seni anarşist yapmasın. Topluma doğruyu anlatırken düzeni de bozmamak gerek. Ki yanlış anlama ama seni zaten sürüden ayrılan koyun olarak görüyorlar. Senin köyün gözüne batmadan bir şeyler yapman gerekir en azından kendi doğru bildiğini. Bir kısmı bitti gelelim diğer ikinci ve daha önemli kısma. Genco kulağını aç beni iyi dinle bazı sözler ömür boyu küpe olmalı aklını kullanmayı tercih eden insan için. Diğerleri zaten aklını hayvandan daha beter kullanıyor. Onlara sözler ya silahtır ya da zibilden ibaret.
     Her şey orta yolunda güzel. Sen eşine yardım etmek istiyorsan yine yardım et ama mesela camiden geldikten sonra. Ailene bir şeyleri mi anlatmak istiyorsun yine anlat ama bağırmadan onların anlayacağı bir tarzda. Öğrenmek mi istiyorsun yine öğren ama dinleyerek." saat geç olmuştu. Teşekkür ettim ama sorularım bitmemişti. "Her sorun çıktığında orta yolu mu düşüneceğim. Bu çok zor değil mi Memo." Deli Memo gülmüştü. "İnsan olmak kolay değil ki Genco. İnsanlar en çok orada hata yapıyorlar. Ben istiyorum ki sen insan olasın." Deli Memo haklı olabilirdi ama sindirmek kolay değildi onun her dediğini.
    İzin isteyip eve geçtim. Sevgi bulaşıkları bitirmek üzere idi. Diğerleri büyük salonda hâlâ radyodan son durumları dinliyordu. Misafirler de kalkmıştı. Sevgi'nin yanına gittim. "Bugün canını sıktıysam özür dilerim tek niyetim sana yardım etmekti." dedim. "Biliyorum ama bu kadar hızlı fikrinin değişmesine şaşırdım açıkçası." gülerek "Fikrim değişmedi sana hâlâ yardım etmeyi düşünüyorum. Sadece yardım vaktini değiştirdim. Çok fazla göze batıyorum daha sizinkilere bayrama gideceğiz dikkat etmem gerekiyormuş." diye devam ettim. Kızcağız da yavaş yavaş bana alışıyordu ama ben daha kendime alışamamıştım, kafamda çok fazla cevapsız soru vardı. Bir yılda çok fazla şey üst üste geliyor gibi hissediyordum. Önce bu evlilik sonra bu evlilik ile gelen kavgalarım... En azından diye bileceğim bir durum bile yoktu bana göre.
     Ezana iki saat kala Sevgi kalkıp sahuru hazırlamaya başlıyordu. Bu güne özel ondan yarım saat önce kalkıp dışarıda ateşi yaktım, kazana suyu koydum, karın altından peyniri çıkardım sonra da gittim Sevgi'yi uyandırdım. Bana baktı "Ben kalkıyorum zaten kaldırmana gerek yok biliyorsun." dedi. Hiç bozuntuya vermeden "Ben de biliyorum ama sen benim sana yardım edeceğimi bilmiyorsun." dedim. "Yine başlamayalım ne olursun İkbal. Ben hallederim sen yat ben seni kaldırırım zaten." diye konuyu kapatmaya çalıştı. "Sen bilirsin, ben yardım edeceğim kadar ettiğimi düşünüyorum. Sadece yardım istersen ben buradayım." dedim. Hazırlandı ama beklediğim gibi beş dakika sonra geri geldi. Bana bakıyordu. Sevgi'nin ne düşündüğünü merak ettiğim bir kaç andan biri de bu idi. "Sen çıldırmışsın biliyorsun değil mi İkbal. Ben şimdi bir saat ne yapacağım." diye sordu ama sorunun altında tatlı küçük bir mutluluk vardı. "İki teklifim var hangisini kabul edersen." dedim. Ne diyeceğimi bekliyordu. Biraz durup devam ettim. Biraz muziplik benim de hakkım ne de olsa. "Birincisi ya sahurda sana yardım etmeme izin verirsin beraber kalkar beraber hazırlarız ya da ben senden önce kalkarım sen bir saat boş boş oturmak zorunda kalırsın. Tembel kız olsan neyse de sen bu huy ile bir saatte patlarsın." dedim. Ama gayet gülüyordum. Evde uyuyan olmazsa kahkaha bile atabilirdim. "Tamam ama bir şartım var sadece ağır işlere yardım edeceksin ben diğer işleri yaparken sadece otur. Bugüne kadar tüm islerimi kendi başıma yaptım rahatsız oluyorum başkası karışınca." dedi ben de kabul ettim.
     Köyde farklı bir Ramazan başlamıştı. Hem ben ve Sevgi için hem diğerleri için. Bir ay boyunca evlilik boyunca  konuşmadığımız kadar Sevgi ile geceleri muhabbet ettik. Gülüp eğleniyorduk Sevgi'nin ilk defa güldüğünü görmek bana dünyalara bedeldi. Ramazan bizim için muhabbet ayı olmuştu. Ramazan boyunca öncesinde konuşmadığımız kadar çok konuşmuştuk neredeyse. Bazı geceler bizi gören köyün diğer gelinleri imrenircesine bize bakıp bakıp duruyorlardı. Hatta Zeynep diye bir kız ben oturmaya geçince Sevgi'ye fısır fısır bazı şeyler sorup gidiyordu her bizi gördüğünde.
     Önce gelinler arasında sonra da tüm köyde benimle Sevgi meşhur olmuştuk. Bir gün teravih çıkışı bu gün misafirliğe gelen akrabalardan Rıza yanıma geldi. "Selamun aleykum İkbal'di değil mi? Bizim babalar amca oğlu. Ben Rıza. Helal olsun duyduğumuza göre her sahur eşine kalkıp yardım ediyormuşsun ama bunlar kadın işi sen ne diye uğraşıyorsun. Sen yat keyfine bak. Sonra köyde adın çıkmış karı gibi iş yapıyor diye. Seni korumak istiyoruz başka niyetim yok." abimler de muhabbetin başlarından itibaren bizi dinliyorlardı. Abimler gelince bütün köy de gelmişti bizi dinliyordu cami önünde. "Aleyküm selam Rıza. Teşekkür ederim beni korumaya çalıştığın için öncelikle ama ben senin gibi düşünmüyorum çok. Benden bir kaç yaş büyüksün tahminen Ahmet abimle yaşıt olmalısın ve iki tane de çocuğun var tosun gibi maşallah. O yüzden saygım vardır ama bu senin bana saygı duymayacağın manasına gelmez. O yüzden karı benim karım gece istediğim gibi vakit geçiririm. Senin de değil amca oğulların anan baban bile eşinle gecenin nasıl geçtiğine karışmıyordur." son cümle ile Rıza kıpkırmızı kesilmişti. Köyde inceden inceye gülüyordu. "Başka sözün yoksa ben eve geçeceğim malum bütün köyün bildiği gibi sahur gelmeden biraz dinlenmem gerek." diyip oradan ayrıldım. Gelinler düğün havası varmış gibi zılgıt çekti ama neredeyse hepsinin kocası bakışları ile susturmuştu.
     Ahmet abim koluma bir tane vurdu. "Oğlum İkbal, tuhaf çocuksun ama bayağı eğlenceli bir tipsin haa" diyerek Hamza abimin yanına gitti.

Yorumlar

Popüler Yayınlar