Nerden Başlanır Hayata 12. Kısım

     Aradan üç gün geçmişti. Balıkesirli Gökhan kodesten çıktı. Kahvaltıya geleceği zaman "Teşekkür edeceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun." dedi. "Öyle bir şey düşünmedim zaten rahat olabilirsin." dedim gülümseyerek yürümeye de devam ettim. Kimse bir şey anlamamıştı, tahminen sadece Gökhan'ın benimle dalga geçtiğini düşündüler.
     Kahvaltıda Türkçe bilmeyen gençlerden dört beş tanesi benim yanıma oturdu. Ramazan "Hayırdır, kendine yeni ekip mi kuruyorsun?" diye sordu şakasına. Ben de onunla beraber şakaya eşlik ettim "Türkiye'ye Türkçe bilen Kürtler ekibi katıyorum." dedim. Türkçe bilmeyen gençler kendi aralarında Kürtçe konuşunca göz işaretleri ile susun yaptım. Sessizce "Derste açıklarım." dedim. On başı ile albayın gözünün üzerimde olduğunu biliyordum. Gökhan'ı da irrite etmek istemiyordum sonuçta yeni kodesten çıkmıştı. Dikkatli davranmam gerekiyordu bu yüzden. Sağolsun Ramazan konuyu değiştirmeye çalıştı. "Gökhan kodesin bayağı uzun sürdü. Şu anlık koğuşta rekor sende. Ne demek istersin bu konu hakkında?". Gökhan etrafa baktı önce bir şey demedi. Ramazan "Rahatsız olduysan bir şey demek zorunda değilsin." diye devam etti ama Gökhan hayır manasında kafasını salladı. "Öncelikle bildiğiniz üzere üstünü kendi çıkarları için kandırma suçundan dolayı mahkemeye sürülecektim ama aynı koğuştan iki olay çıkması sorumlu çavuşun başını yakabilirmiş o yüzden bir haftalık kodes verdiler." dedi. Koğuş halkı birbirine bakıyordu ben de bir yandan yanımdakilere zeytin, peynirin Türkçesini öğretiyordum. Koğuştakilerden biri "Neden üç gün yattın peki?" diye sordu. Gökhan bana baktı ben hiç duymamış gibi gençlerle ilgileniyordum. "İyi halden kavga çıkarmamak sözü ile on başı geldi ve çık dedi. Kalan cezayı da bir haftalık mutfak cezasına çevirdi." dedi. Ömer bana dönüp "Sen mi yaptın?" diye sordu Kürtçe. Ben de evet diye cevap verdim. Gençler bir kürt daha görünce tekrar bana baktılar. "Ben tek değilim doğal olarak." dedim. Aklıma çok güzel bir fikir geldi o sırada. Albayın yanına çıktım. "Komutanım koğuşta Ömer diye bir arkadaş var Diyarbakırlı. Türkçesi benden daha iyi. İzninizle benimle beraber derslere katılsın isterim." dedim. "Tamam ama sorumluluk sende haberin olsun." dedi. "Baş üstüne komutanım." diyip selam vererek çıktım.
     Sabah koşusunda on başı Ömer'i çağırdı "Artık İkbal ile askerlere Türkçe dersi vereceksin. Haberin olsun asker." dedi. Ramazan yandan dürttü ve gülümsedi. Ben de onunla istemsiz gülümsedim.
     Öğle yemeğinden sonra derste herkes gelmemişti sadece beş altı kişi yoktu. Ömer de arkada oturuyordu. "Arkadaşlar ben burada komutanınız yerindeyim. Gelmeyenler kodes cezasına çarptırılacaktır. Haberiniz olsun." dedim. Bir tanesi kalktı "Biz bir kaç ay boyunca gelmek zorunda mıyız? Askerlik bitince köye gittiğimizde bir daha Türkçe konuşmayacağız. Rus radyosundan dinliyoruz da zaten." dedi. "Birinci olarak; değil bir kaç ay öğrenemezseniz bir yıl da gelmek zorundasın. Köyde Türkçe konuşmayacaksın belki hasta olduğunda hastanede veya sorun çıktığında jandarmada da Türkçe konuşmayacaksın doğrudur ama Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dili Türkçe ve sen Türkçe bilmediğin sürece bu ülkede hep ikinci sınıf yaşayacaksın. Başka şehirlere gittiğinde insanlar seni aşağılayacak hatta hor görecekler. Sen bilmediğin için çocukların da belki öğrenemeyecek ve çocukların da ezilecek. İkinci olarak köye döndüğün zaman o Kürtçe konuştuğun o köy halkı seni ezecek ve 'iki yıldır askerdesin hiç mi Türkçe öğrenemedin, hiç mi okuma yazma bilmiyorsun' diyecekler. Sanmayın ki size Türkçe'yi size konuşasınız diye öğretiyorum. Türkçe'yi size insan gibi davranılması için öğretiyorum." dedim. Başka biri kalktı ayağa "Ne yani şimdi biz Türkçe bilmeyince insanlıktan mı çıkıyoruz!" dedi. "Hayır çıkmıyorsunuz ama Türkçe bilmiyorsan kendini bilmez, haddini bilmez, kendini her şeyden üstün zanneden bazı cahiller sizi insan olarak görmüyor. Bunun doğru olduğunu söylemiyorum ama her yerin yaşama şekli bir değil. Bazı yerlerde yaşamak için bazı şeyler gerekli yoksa daha zor yaşarsınız. Nasıl ki savaşta kılıç kalkan gerekli öyle de Türkiye'de yaşamak için Türkçe'ye ihtiyacınız var." dedim. En son konuşan genç tekrar konuşmaya başladı "Sen ne biçim Kürtsün. Devlet seni tamamen asimile etmiş. Kendine Kürt de demiyorsundur şimdi. Türküm diye dolanıyorsundur." dedi. Ömer de dahil tüm sınıfa baktım ve "Kürt olduğumu hiç bir zaman inkar etmedim sebebi ne olursa olsun etmeyeceğim de ama sorunların bağırılarak çözülmeyeceğini biliyorum. Eğer derse katılmayacak olan varsa çıkabilir ama haberi olsun bugün gelmeyenlerle beraber askeri düzeni bozmaktan kodesi boylar." diye devam ettim. Durdum biraz hem nefes aldım hem sınıfı yokladım ve "Bu arada merhametli olanlarınız ileride bana dua edecek ama yanlışa tahammülüm yok haberiniz olsun." dedim.
    İki saat dersten sonra gelmeyenlerin ismini alıp albaya verdim. Ömer'e "İstersen sen de benimle gel sonra beraber yemeğe geçeriz." dedim. Sessizce yanımda geldi kafasıyla onaylayarak. Yolda giderken "Ee anlatamayacak mısın?" diye sordum. "Benim dedem Dersim İsyanı'nda öldürülmüş on bin kişiden biriydi. Seyd Rıza'nın en yakın arkadaşlarından.. Babam o zamanlar dokuz on yaşlarındaymış. Annesi ve iki abisi ile Adana'daki bir köye uygun görmüş devlet oraya taşınmışlar. Evde Kürtçe konuşuluyordu ama hepimiz Türktük. Kürt olmak ölüm getiriyordu bunu çok iyi biliyordu babam ve amcamlar. Evde Kürtçe de babaannem Türkçe öğrenemedi o yüzden konuşuluyordu. Babaannem öldükten sonra da amcalarım köyde kaldı babam da Diyarbakır'a taşındı. Ama sana katılmıyorum haberin olsun. Sen böyle Kürdüm diye bağırırsan gün gelir senin de başın gider. Çünkü Gökhan'ın da dediği gibi Türkiye Türklerin ve sadece Türklerin yaşamasına izin var." dedi. Gözlerim dolmuştu sonuçta on bin insan az bir rakam değildi. Ömer'e dönüp elimi omzuna attım. "Değişmeyen tek şey değişimdir Ömer. İnsanlar yanlış yaptığı gibi insanların oluşturduğu devletler de yanlış yapar. Ama korkarak yaşanmaz. Ben inanıyorum ki zamanla yanlışlar da düzelir. Yeterki düzeltmek için çabamız olsun. Bak bizim koğuşta diğer herkes Türk ama bir tanesi bile senin dediğin gibi bakmıyor." dedim. "Burada sadece bir kaç kişi var. Tüm Türkiye'de milyonlarca insan var." dedi Ömer ve haklıydı da. "Ben istersem, sen istersen elbet insanlar değişir emin olabilirsin yeterki doğru yol ve doğru şekilde anlatalım. Emin ol ki Dersim İsyanı'na benzer isyanlar yine olacaktır. Ama yanlışı yanlış ile düzeltemezsin. Bu benim fikrim belki de ben yanlış düşünüyorum ama bence en doğru tok insanların yanlışlarını düşündürerek düzeltmek." dedim. "Ben hâlâ Türküm ama haberin olsun." dedi. "Merak etme Allah karakterine zeval vermesin ben seni Kürt olarak da severim Türk olarak da." dedim.
     Albayın yanına çıktığımızda albaya yoklamayı uzattım. Yoklamaya baktı ve gülümseyerek "Sen benden disiplinlisin İkbal. Dikkat et bu gidişle ya döverler seni ya da öldürürler." dedi. Bir şey demedim iznini alıp çıktım. Yemeğe gittiğimiz zaman gelmeyen dört beş kişinin olmaması dikkatleri çekmişti. Bazı askerler bana korkarak bazıları nefretle bakıyordu. O arada Gökhan gördü beni "Mert adammışsın İkbal. Yaptığını tüm odaya anlatabilirken ikimizin arasında bıraktın. Kürtleri sevmiyor olabilirim ama sen saygı duyulacak birisin." dedi. Teşekkür edip yemekhaneye girdim. Beraber girmeyi teklif ettim ama kabul etmeyip önden gitti.
     İnsanlarla uğraşmak bazen çok yoruyordu beni. Ama en çok da değerlerime laf atıldığı zaman karşı tarafın cahilliğine bırakıp kalbini kırmadan anlatabilmek oluyordu.

Yorumlar

Popüler Yayınlar