Nerden Başlanır Hayata 13. Kısım

     Sabah kalktık, yatakları toplayıp kahvaltıya gidecektik bir genç girdi içeri "İkbal hanginiz?" dedi. Buyur edip içeri aldım. "ne oldu? Biraz soluklan ."dedim. "Albay sizi çağırıyormuş. Acil bir durum varmış galiba." dedi. "Tamam üzerimi giyinip gidelim beraber. Biraz beklesen olur mu?" diye sordum. "Acelem var koğuşa gidip hazırlanmam lazım daha." dedi ve hızlıca çıktı. Oğuz "Hayırdır ne oldu?" diye sordu. "Ben de bilmiyorum. Albayın çağırdığını söyleyip hızlıca çıktı. Niye çağırmış olabilir ki Oğuz?" dedim. "Bilmiyorum ama içim hiç rahat değil İkbal." dedi. Gülümsedim ve "Saçmalama Oğuz ne olacak sanki toplanıp beni mi dövecek bir grup genç. Hem dövse bile ne diye dövecekki." dedim. Önce bir bakış attı, sonra "Sen de biliyorsun ki dövmek isteyen çok rahatlıkla bahane bulabilir İkbal. Kürtler, devlet yanlısısın asimile oldun sen diye; Türkler, sen Türkiye'de nasıl Kürtlüğü ve Kürt olmayı savunursun diye dövebilir." dedi gülerek. O sırada Ramazan geldi. "Durum nedir hayrola?" diye sordu. "Bir şey yok. Kahvaltı öncesi albay yanına çağırmış. Siz kahvaltıya gidin ben arkanızdan yetişirim." dedim. "Neyse kendine dikkat et." dedi Oğuz sonra Ramazan ile hazırlanmaya gitti. Ben de hazırlanıp çıktım.
     Albayın odasına giderken yemekhanenin önünden geçiyordum ve ilk defa bu kadar erken geçiyordum buradan. Bazıları erkenden gelmişti bile kendi aralarında oturuyorlardı. Yemekhaneyi geçtikten sonra tam köşeyi dönecektim ki bir soğukluk hissettim belimde. Soğukluk ile bir acı yayıldı derinlere sonra Gökhan'ın sesini duydum "Adi herif!" diye bağırıyordu. Arkamdan sesi belli belirsiz anlaşılıyordu. Sonrasını hatırlamıyorum o arada bayılmışım. Gözümü askeri ambulansta açmıştım. Yanımda doktor ve Gökhan vardı. "Ne oldu?" diye sorabildim kısık ve tiz bir sesle. "Bir şey yok oğlum . Koy kafayı dinlen biraz." dedi. Tekrar düştüm. Gözümü tekrar açtığımda bir hastane odasındaydım. Yanımda koğuşun neredeyse tamamı vardı. "Neden eğitimde değilsiniz?" diye sordum. "Bugün cumartesi çarşı iznindeyiz." dediler. "Nasıl yani!" dedim. "Dört gündür yatıyorsun aslanım." dedi Oğuz. Durumu anlamamıştım. "Biri ne olduğunu açıklayabilir mi?" dedim. "Adiler sana komplo kurmuş. Biri seni bıçaklarken gördüm. Ben gelene kadar kaçtı. Ben de yardım çağırdım.Seni hastaneye kaldırdık. Derin bir yara almışsın. Öyle dedi doktorlar. Dört gündür yatıyorsun." dedi Gökhan. Oğuz araya girdi "Ben sana içim rahat değil demiştim İkbal." dedi. "Boş ver Oğuz. Olan olmuş sonuçta. Kim yapmış bulabildiniz mi bari?" dedim. "Araştırılıyor hâlâ. Seni bıçaklayan çocuk seninle alâkasız biriydi çünkü. Çocuğa para verildiğini düşünüyoruz. ama kim vermiş bilmiyoruz." dedi Gökhan.
     Nasıl insanlar vardı bu dünyada.. Üzülmüştüm çocuk için ne kadar para teklif edilmiş olursa olsun hayatını yakmıştı. Hayatından önemli miydi? Değildi tabiki ama anlayamamıştı belliki bunu. Gökhan'ın "Ne oldu hayırdır, ne düşünüyorsun?" demesiyle kendime geldim. "Ne zaman çıkabilirim. Bilginiz var mı gençler?" diye sordum. "Bir aya toparlanırsın merak etme." dedi Oğuz. "Hem belki erken teskere ile eve de gidersin İkbal. Ne şanslı çocuksun." dedi devamında da. "Sağolasın Oğuz . Bu yara ile ne kadar da şanslıyım." dedim ağrımın acısıyla gülümseyerek.
      Gençler çarzı izni bitmeden ayrıldılar yanımdan. Hastane odası, iki yatak pencere kenarında iki tanesi kapı tarafında olmak üzere dört yataklı idi Kapı tarafındaki yataklardan biri de boştu. Benimle beraber kalan diğer iki kişi de kavgadan yatmıştı. Biri sopa ile dövülmüş, karaciğeri ezilmişti. Diğeri de benim gibi karnına bıçak yemişti.
     Akşam olunca muhabbet dönsün diye "İyi akşamlar gençler nasılsınız?" dedim. Biri hâlâ kendine gelmiş sayılmazdı. Diğer genç "Sağolasın yoldaş. Senin gibi biz de işte." dedi. "Hayırdır namus kavgası mı?" diye sordum. Bizim oralarda insanlar birbirini namustan öldürürdü. Aklıma direkt namus konusu gelmişti o yüzden. "Davamızın kavgası yoldaş. Faşistlerle kavga ettik. Senin namus kavgası galiba." dedi. "Yok ya beni para için bıçakladılar." dedim gülerek. "Geçmiş olsun yoldaş." dedi. Teşekkür ettim ben de ama çocuk bıçaklanmaktan hiç rahatsız değil tam tersine gururlu bir hâli vardı. Bir o kadar da rahat duruyordu. "Çok rahatsın. Gören seni bıçaklanmamış zanneder." dedim. "İyileştiğim gibi hapishaneye gönderecekler. Tadını çıkarıyorum hastanedeki son bir kaç günümün." dedi. "Nereden biliyorsun öyle olacağını?" diye sordum. "Bizi gördükleri yerde öldürmeye niyetli bu hainlerin jandarması, polisi." dedi. Neyi kastettiğini anlamıştım ama hiç bozuntuya vermeden devam ettim. " Siz kimsiniz kardeş? Hainler kim? Çok şifreli konuşuyorsun. Ben o kadar alim bir adam değilim." dedim. "Türkiye'nin boynunu emperyalist güçlere eğdiren ve emperyalistlerin istediği gibi ülkeyi yöneten devlet adamlarıdır hainler. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu(THKO) olarak amacımız hainleri yok etmek ve düşmandan temizlenmiş tam bağımsız Türkiye'yi kurmaktır." dedi. Bana bakarken gözlerinden ateş çıkıyordu resmen. "Bunu nasıl yapmayı düşünüyorsunuz? Karşınızda yüz binlerce kişilik ordusu ve polisiyle beraber imkânlarıyla kocaman bir devlet duruyor." dedim. "Düşmanın sayısına, zenginliğine, dehşetine ve imkânına aldırmıyoruz. Devletin elindeki silah ve imkânları aldığımız zaman bizi durduracak hiç bir güç kalmayacaktır. Halkın gücü karşısında hiç bir kuvvet dayanmaya muktedir değildir." dedi. Karşımdaki çocuk körü körüne tüm cümleleri ezberlemiş. Ezberlediği cümlelere itaat eder gibi konuşuyordu. "Onlardan silah ve imkânları alamazsanız sizi durduracaklar o zaman." dedim. Durdu bana baktı. Bozulmuştu biraz ama niyetim kesinlikle bozmak değildi. "Yoldaş sen bu davayı anlayamamışsın. Bütün yurtseverler, devrimciler, işçiler, köylüler, küçük memurlar arkamızda olacaklar. Biz bu mücadelede en son neferine kadar ve kanımızın son damlasına kadar savaşacağız." dedi. "Son damlasına kadar savaşacağına eminim. Gözlerinden çıkan ateşten çok rahat anlaşılıyor. Ama halkın arkanızda durmama ihtimalini düşündün mü hiç. Ne olursa olsun, bir tas çorbam evimde bulunsun bana yeter diyen bir zihniyeti arkanıza almaya çalışıyorsun." dedim. "Tek çözümün bu yol olduğuna ve bu yolda kazandığımız zaman Türkiye'nin bize cennet düşmana zindan olacağını gördüklerinde bizim arkamızda duracaklardır." dedi.  "Tam tersine tek çözüm insanların çıkarlarının kendileri için değil tüm herkes için olduğuna inandığınız zaman Türkiye cennet olacaktır. Medya sizi kötülerken yaptıklarınızın iyi olduğunu kanıtlayamazsınız. Adam öldürmek ve banka soymakla da arkanızda sadece fanatikleri ve ne yaptığını düşünemeyenleri toplarsınız. Bu toplum kendisi ne olursa olsun, ister hırsız ister katil; önünde yürüyenlerin dürüst insanlar olmasını ister. Sırf bu yüzden de arkanıza milleti alamayacaksınız." dedim. "Bizim halkımız; şerefsiz yaşamaktansa şerefle ölmek, yalvarmak yerine zora başvurmak ve hainlere boyun eğmemek için her yola başvuracaktır. En sonunda da bizim silahlı mücadelemize hak verecektir." dedi. "Aksine, bizim halkımız çoğunlukla sessiz kalmak, acısını içine gömmekle idare edecektir. Helaliyle yaşadığı sürece şerefiyle öldüğünü düşünecek, ahının diğer tarafta alınacağını söyleyecektir. Ve maalesef işi düştüğü zaman iki patik veya yarım kilo peynir ile işini görmeye devam edecektir. Öncelikle hain dediğiniz adamları öldürmek veya kaçırıp tehdit etmek yerine bu halkı bilinçlendirmeniz gerekecek." dedim. "Sen de emperyalizme boyun eğmişsin." deyince artık dayanamadım ve "Sen de sana erilen broşürleri çok güzel ezberlemişsin." dedim. Son sözüm çok ağır gelmişti. Hiç bir şey demeden arkasını dönüp yattı.
     Her daim okumanın faydasına inanmıştım ama okumanın zararına şahit olmuştum ilk defa. Düşünmek en çok da okuyunca olmalı hatta. Düşünmeden yapılan okuma ezberden öteye geçmiyordu belliki. Sonra da etrafta okuduklarını papağan gibi tekrarlayan insanlar çıkıyordu okumadan koyun gibi gezenlere ek olarak...

Yorumlar

Popüler Yayınlar