Nerden Başlanır Hayata 10. Kısım
Yirmi dört ay askerlik yaptık tam. Bir yıl sonra yasa ile yirmi aya indirildi askerlik ama hepimize tam askerlik yaptırmışlardı. On altı kişilik koğuşlarda Türkiye'nin dört bir yanından toplanmış iki yüz kişilik, dört takımlı bir birlik. Bizim gibi iki birlikle beraber koca bir alaya bağlıyız.
Bizim koğuşta bir Trabzonlu bir Balıkesirli iki arkadaş vardı. Beni sevmiyorlardı en başta sebebini anlamamıştım. Sabahları uygunsuz fiziksel şakalar yaparak kendilerince eğleniyorlardı. Aydınlı bir çocuk hariç kimse de ses etmiyordu. Sırf kürt olduğum için böyle davrandıklarını öğrendiğim zaman donup kalmıştım. Ama beni daha da şaşırtan Diyarbakırlı bir çocuğun da ses etmemesiydi.
Bir gün Trabzonlu genç kahvaltı salonunda haşlanmış yumurtasını kafamda kırmaya çalıştı. Deli Memo'dan öğrendiğim kadarıyla sakinlik bayağı kazanmıştım ama tak etmişti. "Hayırdır kafanda tahta mı eksik de benim kafamla kırmaya çalışıyorsun." dedim. "Ne diyorsun sen." diye üstelemeye başladı. "Anlamadığına göre gerçekten tahtaların eksik." dedim. Ayağa kalktı ve omzumdan havaya kaldırmaya çalıştı. O sırada on başı ayağa kalktı. "İkiniz de hemen diskoya." diye bağırdı. İkimiz de diskoya gittiğimiz gibi on başı peşimizden gelmişti. Kahvaltısından olduğu için de ayrı sinirliydi. "Evet sizi dinliyorum." dedi. Trabzonlu atıldı "Bana hakaret etti bu Allah'ın kürdü." diye. Komutan tokadı yapıştırdı suratına. "Irkınız ne olursa olsun burada hepiniz Türk askerisiniz. Anlaşıldı mı asker!" dedi. Trabzonlu sadece anlaşıldı diyebilmişti. Bana döndü on başı "Komutanım, geldiğim günden beri fiziksel şakalar, hakaretler rahatsız olmuştum. Dayanamadım artık." diye açıklama yaptım. "Burada tüm askerler kardeştir. Abilerin hiç şaka yapmadı mı sana asker." diye bu sefer de bana çıkıştı. "Onlara da sert cevap vermiştim komutanım." dedim. "Burada birbirinize arkanızı dönüp giderseniz. Düşman kapıdan girer. Kendi mermisi ile değil sizin mermileriniz ile ateş eder. Bu ülke sizin yaşınız kadar isyan bastırdı ırk ve din meseleleri yüzünden. Siz de burada isyana fırsat vermeyecek bilinç ile yetiştiriliyorsunuz." dedi ve gözlerime baktı. "Sabrını daha çok geliştirmen gerek evlat, senle aynı düşünmek zorunda değilim ama seni savunmak zorundayım haberin olsun. Seni böyle bir durumda savunmaz isem ben de adam değilimdir. O yüzden sorun olunca kendince çözme gel bana. Anladın mı?" diye devam etti. "Kendi aranızda konuşun halledin. Yarın geldiğimde sorunu çözemezseniz kodes cezanız bir hafta olacak." diyip çıktı.
İlk üç dört saat bir şey konuşmadık. İkimiz de öylece oturuyorduk. Ben o suçlu olduğu için konuşmuyordum. Suçlu o ise ilk bir şeyler demeliydi bana göre. Trabzonlu ile sonradan konuştuğumuzda onun da yapı olarak tam tersine suçlu olduğu zaman sessiz kaldığını öğrenmiştim. Ramazan diye seslendim ses vermedi. "Sabaha kadar konuşmazsak diskoda kalacağız belki on başı askerliğimizi de uzatacak. Sevmek zorunda değilsin hatta konuşmak zorunda bile değilsin. Gel anlaşalım en azından yoksa çürüyüp gideceğiz bu köpek kulübesi gibi yerde." dedim. Beni dinlediğinin farkında idim. Ama anında da dönüp cevap vermesini beklemiyordum. Arada bakıp geri önüne dönüyordu ama kesinlikle konuşmuyordu. Dayanamadım bağırdım artık "Oğlum bak gerçekten mal olduğunu düşünüyorum yavaş yavaş. Ben de senin gibi insanım. Tek farkım sen sadece Türkçe biliyorsun ben hem Türkçe hem Kürtçe biliyorum. Eğer Kürtçe bildiğim için kıskanıyorsan sana öğretebilirim. Hiç sıkıntı değil.". Hiç beklemiyordum ama bir anda "Ne alâkası var. Seni niye kıskanayım ki ben." diye bağırdı. "O zaman benden bu kadar nefret neden? Sana bir şey de yapmadım. Gerçekten sadece anlamaya çalışıyorum." dedim.
Düşünmeyen insan yığını sadece bizim köyde var zannederdim oysaki askerlikte de bayağı vardı. Trabzonlu da o yığından çıkan biri olarak şu anda karşımda duruyordu. "Evet seni bekliyorum Ramazan." dedim. "Hiç düşünmedim ki oğlum. Germe hemen. Bir şekilde kürtleri sevmiyorduk. Herhangi bir sebebi yok. Nefret etmen gerekir diye bir düşünce oluşuyor. Yaptığımın kötü olduğunu kabul ediyorum ama yaparken kötülük olsun diye yapmıyorum. İçinde oluşan istemsiz iğreti sağlıyor ve bu da sevmeme duygusu ile sana bu tür şakalar yaptırıyor." diye sesli düşünmeye başladı. "Düşününce bayağı iş yapıyorsun Ramazan." dedim gülerek. "Oğlum İkbal ne biçim adamsın sen. Helal olsun seni yetiştiren anne babaya." dedi. Dayanamadım bastım kahkahayı. "Beni onlar yetiştirmedi Ramazan hatta ben onları yetiştirdim desem yeridir." dedim. Benle beraber Trabzonlu da kahkaha atmaya başladı. "Düşününce insan çok da şaşırmıyor be İkbal." dedi.
Sabah kahvaltısından bir saat önce onbaşı geldi havadan sudan muhabbet ettiğimizi görünce bayağı şaşırmıştı. Tabi biz direkt saygı duruşuna geçtik. "Asker bu ne samimiyet dün kanlı bıçaklı değil miydiniz? İyi o zaman gidin hazırlanın kahvaltıda hazır olun." dedi.
Tıraş olup kahvaltıya ancak yetişmiştik. Biz de kahvaltıya geçtiğimizde alay komutanı ayağa kalktı "Dün bir bölüğün on başından aldığım hadiseye göre bir kavga çıkmış ırk meselesine dair. Sizler hangi ırktan olursanız olun hepiniz Türk askerisiniz ve Türk bayrağı altında savaşmaktasınız. Bu yüzden ırk kavgalarına yerimiz yoktur bu ocakta. İhanetten alınırsınız yoksa ve bu son sözümdür bu konuda haberiniz olsun. Afiyet olsun." dedi. Trabzonlu ile benim öyle bir derdim yoktu artık.
Eğitimden sonra akşam odaya geçtiğimizde "Herkes beni dinleyebilir mi?" diye seslendim ama takan olmadı. Trabzonlu da araya girdi "Oğlum biriniz burayı dinlesin de. Sonra ne haliniz varsa görün." Bölükte alaylı gülüşmeler oldu "Siz ne ara dost oldunuz." diye. Sağolsun Aydınlı olan Oğuz da destek oldu. "Seni dinliyorum İkbal." dedi. Mırın kırın ederek koğuş dinlemeye başladı. "Arkadaşlar bana nefretinin sebebini açıklayacak biri varsa dinliyorum. Kürt olduğum için nefret ettiğinizin farkındayım ama Kürt olmam neden sizi rahatsız ediyor merka ediyorum." Ramazan'ı gösterdim "Ramazan nefret edecek bir neden bulamadı mesela. Kendinize düşünün yarına kadar." dedim. Sonra da yatağıma girdim.
Yarın beni bekliyordu ben de yarını. En azından hiçbirinin kalıp fikri yoktu. Belki işim daha kolay olurdu.
Bizim koğuşta bir Trabzonlu bir Balıkesirli iki arkadaş vardı. Beni sevmiyorlardı en başta sebebini anlamamıştım. Sabahları uygunsuz fiziksel şakalar yaparak kendilerince eğleniyorlardı. Aydınlı bir çocuk hariç kimse de ses etmiyordu. Sırf kürt olduğum için böyle davrandıklarını öğrendiğim zaman donup kalmıştım. Ama beni daha da şaşırtan Diyarbakırlı bir çocuğun da ses etmemesiydi.
Bir gün Trabzonlu genç kahvaltı salonunda haşlanmış yumurtasını kafamda kırmaya çalıştı. Deli Memo'dan öğrendiğim kadarıyla sakinlik bayağı kazanmıştım ama tak etmişti. "Hayırdır kafanda tahta mı eksik de benim kafamla kırmaya çalışıyorsun." dedim. "Ne diyorsun sen." diye üstelemeye başladı. "Anlamadığına göre gerçekten tahtaların eksik." dedim. Ayağa kalktı ve omzumdan havaya kaldırmaya çalıştı. O sırada on başı ayağa kalktı. "İkiniz de hemen diskoya." diye bağırdı. İkimiz de diskoya gittiğimiz gibi on başı peşimizden gelmişti. Kahvaltısından olduğu için de ayrı sinirliydi. "Evet sizi dinliyorum." dedi. Trabzonlu atıldı "Bana hakaret etti bu Allah'ın kürdü." diye. Komutan tokadı yapıştırdı suratına. "Irkınız ne olursa olsun burada hepiniz Türk askerisiniz. Anlaşıldı mı asker!" dedi. Trabzonlu sadece anlaşıldı diyebilmişti. Bana döndü on başı "Komutanım, geldiğim günden beri fiziksel şakalar, hakaretler rahatsız olmuştum. Dayanamadım artık." diye açıklama yaptım. "Burada tüm askerler kardeştir. Abilerin hiç şaka yapmadı mı sana asker." diye bu sefer de bana çıkıştı. "Onlara da sert cevap vermiştim komutanım." dedim. "Burada birbirinize arkanızı dönüp giderseniz. Düşman kapıdan girer. Kendi mermisi ile değil sizin mermileriniz ile ateş eder. Bu ülke sizin yaşınız kadar isyan bastırdı ırk ve din meseleleri yüzünden. Siz de burada isyana fırsat vermeyecek bilinç ile yetiştiriliyorsunuz." dedi ve gözlerime baktı. "Sabrını daha çok geliştirmen gerek evlat, senle aynı düşünmek zorunda değilim ama seni savunmak zorundayım haberin olsun. Seni böyle bir durumda savunmaz isem ben de adam değilimdir. O yüzden sorun olunca kendince çözme gel bana. Anladın mı?" diye devam etti. "Kendi aranızda konuşun halledin. Yarın geldiğimde sorunu çözemezseniz kodes cezanız bir hafta olacak." diyip çıktı.
İlk üç dört saat bir şey konuşmadık. İkimiz de öylece oturuyorduk. Ben o suçlu olduğu için konuşmuyordum. Suçlu o ise ilk bir şeyler demeliydi bana göre. Trabzonlu ile sonradan konuştuğumuzda onun da yapı olarak tam tersine suçlu olduğu zaman sessiz kaldığını öğrenmiştim. Ramazan diye seslendim ses vermedi. "Sabaha kadar konuşmazsak diskoda kalacağız belki on başı askerliğimizi de uzatacak. Sevmek zorunda değilsin hatta konuşmak zorunda bile değilsin. Gel anlaşalım en azından yoksa çürüyüp gideceğiz bu köpek kulübesi gibi yerde." dedim. Beni dinlediğinin farkında idim. Ama anında da dönüp cevap vermesini beklemiyordum. Arada bakıp geri önüne dönüyordu ama kesinlikle konuşmuyordu. Dayanamadım bağırdım artık "Oğlum bak gerçekten mal olduğunu düşünüyorum yavaş yavaş. Ben de senin gibi insanım. Tek farkım sen sadece Türkçe biliyorsun ben hem Türkçe hem Kürtçe biliyorum. Eğer Kürtçe bildiğim için kıskanıyorsan sana öğretebilirim. Hiç sıkıntı değil.". Hiç beklemiyordum ama bir anda "Ne alâkası var. Seni niye kıskanayım ki ben." diye bağırdı. "O zaman benden bu kadar nefret neden? Sana bir şey de yapmadım. Gerçekten sadece anlamaya çalışıyorum." dedim.
Düşünmeyen insan yığını sadece bizim köyde var zannederdim oysaki askerlikte de bayağı vardı. Trabzonlu da o yığından çıkan biri olarak şu anda karşımda duruyordu. "Evet seni bekliyorum Ramazan." dedim. "Hiç düşünmedim ki oğlum. Germe hemen. Bir şekilde kürtleri sevmiyorduk. Herhangi bir sebebi yok. Nefret etmen gerekir diye bir düşünce oluşuyor. Yaptığımın kötü olduğunu kabul ediyorum ama yaparken kötülük olsun diye yapmıyorum. İçinde oluşan istemsiz iğreti sağlıyor ve bu da sevmeme duygusu ile sana bu tür şakalar yaptırıyor." diye sesli düşünmeye başladı. "Düşününce bayağı iş yapıyorsun Ramazan." dedim gülerek. "Oğlum İkbal ne biçim adamsın sen. Helal olsun seni yetiştiren anne babaya." dedi. Dayanamadım bastım kahkahayı. "Beni onlar yetiştirmedi Ramazan hatta ben onları yetiştirdim desem yeridir." dedim. Benle beraber Trabzonlu da kahkaha atmaya başladı. "Düşününce insan çok da şaşırmıyor be İkbal." dedi.
Sabah kahvaltısından bir saat önce onbaşı geldi havadan sudan muhabbet ettiğimizi görünce bayağı şaşırmıştı. Tabi biz direkt saygı duruşuna geçtik. "Asker bu ne samimiyet dün kanlı bıçaklı değil miydiniz? İyi o zaman gidin hazırlanın kahvaltıda hazır olun." dedi.
Tıraş olup kahvaltıya ancak yetişmiştik. Biz de kahvaltıya geçtiğimizde alay komutanı ayağa kalktı "Dün bir bölüğün on başından aldığım hadiseye göre bir kavga çıkmış ırk meselesine dair. Sizler hangi ırktan olursanız olun hepiniz Türk askerisiniz ve Türk bayrağı altında savaşmaktasınız. Bu yüzden ırk kavgalarına yerimiz yoktur bu ocakta. İhanetten alınırsınız yoksa ve bu son sözümdür bu konuda haberiniz olsun. Afiyet olsun." dedi. Trabzonlu ile benim öyle bir derdim yoktu artık.
Eğitimden sonra akşam odaya geçtiğimizde "Herkes beni dinleyebilir mi?" diye seslendim ama takan olmadı. Trabzonlu da araya girdi "Oğlum biriniz burayı dinlesin de. Sonra ne haliniz varsa görün." Bölükte alaylı gülüşmeler oldu "Siz ne ara dost oldunuz." diye. Sağolsun Aydınlı olan Oğuz da destek oldu. "Seni dinliyorum İkbal." dedi. Mırın kırın ederek koğuş dinlemeye başladı. "Arkadaşlar bana nefretinin sebebini açıklayacak biri varsa dinliyorum. Kürt olduğum için nefret ettiğinizin farkındayım ama Kürt olmam neden sizi rahatsız ediyor merka ediyorum." Ramazan'ı gösterdim "Ramazan nefret edecek bir neden bulamadı mesela. Kendinize düşünün yarına kadar." dedim. Sonra da yatağıma girdim.
Yarın beni bekliyordu ben de yarını. En azından hiçbirinin kalıp fikri yoktu. Belki işim daha kolay olurdu.
Yorumlar
Yorum Gönder