Nerden Başlanır Hayata 11. Kısım
Sabah kalktığımda kimsede ses seda yoktu. Ramazan ve Oğuz'a günaydın dedim. Hatta herkese dedim ama sadece ikisi karşılık verdi. Kimse anlamasın diye Diyarbakırlı olan Ömer'le Kürtçe konuştum. "Hadi onlar ben Kürdüm diye konuşmuyor. Sen neden konuşmuyordun Ömer." dedim. Hiçbir şey demeden yanımdan ayrıldı. Koğuştaki bir kaç kişi "Yoksa seni tehdit mi etti İkbal." dedi. Balıkesirli arkadaş bana döndü "Bak gardaş. Dün atarını giderini yaptın bir şey demedik. Ama burası Türkiye. Türkiye'de Türklerindir ve bu topraklarda Türkçe konuşulur." dedi. "Hiç düşündün mü Gökhan; Türkiye'de Türkçe konuşuluyorsa neden üniversitelerin daha kaliteli olanları Türkiye'de İngilizce ders veriyor? Türkiye'de Türkçe konuşuluyorsa neden ilahiyat fakülteleri Arapça ders veriyor? Türkiye'de Türkçe konuşuluyorsa gelen turistler istediği dilde konuşma özgürlüğüne sahip? Türkiye'de Türkçe konuşuluyorsa neden Ağrı ve Hakkari gibi şehirlerimizde değil konuşmak Türkçe bilenlerin sayısı yüzde onu geçmiyor? Türkiye'de Türkçe konuşuluyorsa neden Siirt ve Şanlıurfa gibi şehirlerimizde Arapça ve Kürtçe konuşanların sayısı Türkçe konuşanlardan daha fazla?" dedim. Milletin gözü fal taşı gibi açılmıştı. Balıkesirli sert bir hışımla bana omuz atarak çıktı. Ramazan "İkbal bu kadar şeyi nerden biliyorsun?" diye sordu. "Sağolsun hocam Deli Memo beni iyi eğitti diye düşünüyorum. Okul okumadım ama cahil de gelmedim buralara." dedim.
Kahvaltıya geç kalmamak gerekiyordu. Burada disiplin hat safhada idi. Beraber kahvaltıya gittik. Koğuştan sadece Gökhan gelmedi bizimle sonradan masaya oturdu. Ömer de köşede sessizce oturuyordu. Kahvaltıdan sonra onbaşı beni yanına çağırdı. Yanına gittiğimde Gökhan da yanında duruyordu. "Şikayet var senden asker. Koğuşta anarşistlik ve ırkçılıktan suçlanıyorsun. Söyleyeceklerin var mı?" dedi. "Hangi söz veya davranışlarla bunu ispat ediyor suçlayan arkadaşlar öğrenebilir miyim?" dedim. "Bazı koğuşlarda hiç Türkçe bilmeyenler var. Sizin koğuşta en azından hepiniz Türkçe biliyorsunuz. Sen de Türkçe konuşmamak için direniyor diğer Kürt arkadaşlarla sadece Kürtçe konuşuyormuşsun. Arkadaşın burada Türkçe konuşalım dediğinde reddetmişsin." dedi. "Komutanım öncelikle tüm koğuş şahidim. Olay böyle gerçekleşmedi. Doğru Ömer ile Kürtçe konuştum. Rahatsız olabileceğini düşündüğüm bir meseleyi sormak için Kürtçe konuştum. İkinci olarak Türkçe konuşmayı reddetmedim. Reddetse idim. Bugün masada gördüğünüz muhabbet havasını kuramazdım. Sadece Gökhan arkadaşımın Türkiye'de sadece Türkçe konuşulur sözüne hitaben herkesin Türkçe bilmediğini hatırlattım. Başta da dediğim gibi tüm koğuş arkadaşlarım buna şahittir." Onbaşı tüm koğuşun ayrı ayrı ifadesini aldı.
Neyseki haklı bulunmuştum ama maalesef Gökhan bir haftalık kodes cezasına çarptırıldı. Onbaşından rica ettim. İlk defa olmuş affetse diye "Burası eğitim ve disiplin yeridir asker. Herkes hakkettiği cezayı çekmeli. Ama üç güne indiriyorum cezayı. Neden bir hafta istemiyorsun?" dedi. "Komutanım Gökhan zaten zayıf bir arkadaşımız, dayanamaz diye korktum." dedim. "Geçen kodes cezandan dersini almışsın aferin asker." dedi ve dışarı eğitime gönderdi.
Eğitimde bizim koğuşun olmaması albayın dikkatini çekmiş. Akşam da albay ile konuşmak zorunda kaldık. "Asker, senin kayıtlarında ümmidir diye kayıtlı." dedi. "Evet komutanım. Okula gittin mi dediler ben de hayır dedim. Ümmidir diye kayıt etmişler." dedim. "Okuma yazma biliyorsun ama değil mi asker?" diye sordu albay. Bildiğimi söyleyince "Alayda yirmi beş Türk askeri Türkçe bilmiyor. Seni onların başına öğretmen olarak atıyorum. Öğleden sonraki eğitimlerden muaf tutulacaksın. Bir ay sonra ilerleme olursa acemi askerlik bitene kadar öğretmenimiz sensin. Burada tüm askerler kardeştir ama sen onların abisi olacaksın. Koğuş sorumlusu da artık sensin. Anlaşıldı mı asker." dedi. "Anlaşıldı komutanım." dedim. Koğuşa gittiğimde herkes Gökhan'ın kodes cezasını konuşuyordu. Beni görünce bir sessizlik çöktü. "Hayırdır niye sustunuz?" diye sordum. "Çocuğa bir hafta kodes cezası verildi." dedi Ramazan. "Senle kavga ettiğimizde bile bir gün tek ceza yemiştik." diye de devam etti. "Çünkü bizde sorun ikimiz arasında idi. Bu sefer tüm bölüğü etkileyebilecek bir sorundu. İkinci olarak çözüm on başını geçmişti. Albay bizatihi kontrol etmiş. On başı o yüzden biraz daha sert davrandı." dedim. Durgunluğum koğuşta daha da sessizlik çökmesine neden oldu. Ben de çok üzerinde duramadım kafam çok doluydu. "Bu arada artık öğleden sonraki eğitimlerden muaf tutulacağım. Alayda yirmi beş kişi Türkçe bilmiyormuş. Onlara ders vereceğim." dedim. Ranzama giderken Ramazan durdurdu "İkbal, bak. Koğuştakiler ister istemez biraz gerildi. Sabah Ömer'e ne dedin bilmiyorum ama çocuk sabahtan beri kimseyle konuşmadı. Üzerine Gökhan'ın kodese gitmesi eklendi. Senin kötü biri olmadığını ben düşünüyorum ama koğuşta kimse kimseyi çok tanımıyor zaten." dedi. Ramazan'a baktım. "Her şeyi her zaman anında düzeltemezsin. Bazen akışına bırakmak gerekir. Bekle biraz istersen Ramazan. Üç güne toparlanır insanlar." dedim.
Ertesi sabah tıraş olurken Ömer'e "İstediğin zaman konuşabiliriz." dedim. Çekti beni kenara "Ne olursun beni rahat bırak. Ben Kürtçe konuşuyor olabilirim ama ben kürt değilim." dedi. Sesi titriyordu. Kahvaltıya giderken aklımda Ömer'in titrek sesi kaldı. Öğleden sonra derse gittiğimde hâlâ Ömer'in sözü aklımda tekrarlanıyordu.
Benim için Kürt veya Türk olmak o kadar önemli değildi ama ırkım neyse odur inkar da etmem sonuçta. Bu düşüncelerle sınıfa girdim. Yirmi beş insan hiç biri doğru dürüst Türkçe bilmiyor. Bir çoğunu bir akrabası kapıya bırakıp gitmiş, bir kısmı jandarma ekipleri tarafından getirilmiş. "Türkçe öğrenmenin ilk şartı Türkçe konuşmaktan geçer." dedim Kürtçe. "Sizinle dalga geçenler olacaktır aldırmadan devam edin. Anlamaya çalışın, aklınıza takılan herhangi bir şey var ise direkt sorun. Sadece bu derste Türkçe öğrenmek ile Türkçe öğrenirim derseniz otuz yıla ancak öğrenirsiniz. Ama hayatınıza Türkçeyi koyarsanız otuz gün içinde de öğrenirsiniz." diye devam ettim sonra. Bir kaç kişi lakayt kalmıştı biraz sert olmakla düzelirlerdi.
Benim aklımda Ömer vardı. Bir şeylerden kaçıyordu. Ama kaçtığı neydi bilmiyorum. Kendisi anlatmazsa ben konuşturacaktım. Çok yanlış bir bakış açısıyla bakıyorum farkındaydım ama yeni bir tahlil kazanacaktım Ömer'in acısı ile.
Kahvaltıya geç kalmamak gerekiyordu. Burada disiplin hat safhada idi. Beraber kahvaltıya gittik. Koğuştan sadece Gökhan gelmedi bizimle sonradan masaya oturdu. Ömer de köşede sessizce oturuyordu. Kahvaltıdan sonra onbaşı beni yanına çağırdı. Yanına gittiğimde Gökhan da yanında duruyordu. "Şikayet var senden asker. Koğuşta anarşistlik ve ırkçılıktan suçlanıyorsun. Söyleyeceklerin var mı?" dedi. "Hangi söz veya davranışlarla bunu ispat ediyor suçlayan arkadaşlar öğrenebilir miyim?" dedim. "Bazı koğuşlarda hiç Türkçe bilmeyenler var. Sizin koğuşta en azından hepiniz Türkçe biliyorsunuz. Sen de Türkçe konuşmamak için direniyor diğer Kürt arkadaşlarla sadece Kürtçe konuşuyormuşsun. Arkadaşın burada Türkçe konuşalım dediğinde reddetmişsin." dedi. "Komutanım öncelikle tüm koğuş şahidim. Olay böyle gerçekleşmedi. Doğru Ömer ile Kürtçe konuştum. Rahatsız olabileceğini düşündüğüm bir meseleyi sormak için Kürtçe konuştum. İkinci olarak Türkçe konuşmayı reddetmedim. Reddetse idim. Bugün masada gördüğünüz muhabbet havasını kuramazdım. Sadece Gökhan arkadaşımın Türkiye'de sadece Türkçe konuşulur sözüne hitaben herkesin Türkçe bilmediğini hatırlattım. Başta da dediğim gibi tüm koğuş arkadaşlarım buna şahittir." Onbaşı tüm koğuşun ayrı ayrı ifadesini aldı.
Neyseki haklı bulunmuştum ama maalesef Gökhan bir haftalık kodes cezasına çarptırıldı. Onbaşından rica ettim. İlk defa olmuş affetse diye "Burası eğitim ve disiplin yeridir asker. Herkes hakkettiği cezayı çekmeli. Ama üç güne indiriyorum cezayı. Neden bir hafta istemiyorsun?" dedi. "Komutanım Gökhan zaten zayıf bir arkadaşımız, dayanamaz diye korktum." dedim. "Geçen kodes cezandan dersini almışsın aferin asker." dedi ve dışarı eğitime gönderdi.
Eğitimde bizim koğuşun olmaması albayın dikkatini çekmiş. Akşam da albay ile konuşmak zorunda kaldık. "Asker, senin kayıtlarında ümmidir diye kayıtlı." dedi. "Evet komutanım. Okula gittin mi dediler ben de hayır dedim. Ümmidir diye kayıt etmişler." dedim. "Okuma yazma biliyorsun ama değil mi asker?" diye sordu albay. Bildiğimi söyleyince "Alayda yirmi beş Türk askeri Türkçe bilmiyor. Seni onların başına öğretmen olarak atıyorum. Öğleden sonraki eğitimlerden muaf tutulacaksın. Bir ay sonra ilerleme olursa acemi askerlik bitene kadar öğretmenimiz sensin. Burada tüm askerler kardeştir ama sen onların abisi olacaksın. Koğuş sorumlusu da artık sensin. Anlaşıldı mı asker." dedi. "Anlaşıldı komutanım." dedim. Koğuşa gittiğimde herkes Gökhan'ın kodes cezasını konuşuyordu. Beni görünce bir sessizlik çöktü. "Hayırdır niye sustunuz?" diye sordum. "Çocuğa bir hafta kodes cezası verildi." dedi Ramazan. "Senle kavga ettiğimizde bile bir gün tek ceza yemiştik." diye de devam etti. "Çünkü bizde sorun ikimiz arasında idi. Bu sefer tüm bölüğü etkileyebilecek bir sorundu. İkinci olarak çözüm on başını geçmişti. Albay bizatihi kontrol etmiş. On başı o yüzden biraz daha sert davrandı." dedim. Durgunluğum koğuşta daha da sessizlik çökmesine neden oldu. Ben de çok üzerinde duramadım kafam çok doluydu. "Bu arada artık öğleden sonraki eğitimlerden muaf tutulacağım. Alayda yirmi beş kişi Türkçe bilmiyormuş. Onlara ders vereceğim." dedim. Ranzama giderken Ramazan durdurdu "İkbal, bak. Koğuştakiler ister istemez biraz gerildi. Sabah Ömer'e ne dedin bilmiyorum ama çocuk sabahtan beri kimseyle konuşmadı. Üzerine Gökhan'ın kodese gitmesi eklendi. Senin kötü biri olmadığını ben düşünüyorum ama koğuşta kimse kimseyi çok tanımıyor zaten." dedi. Ramazan'a baktım. "Her şeyi her zaman anında düzeltemezsin. Bazen akışına bırakmak gerekir. Bekle biraz istersen Ramazan. Üç güne toparlanır insanlar." dedim.
Ertesi sabah tıraş olurken Ömer'e "İstediğin zaman konuşabiliriz." dedim. Çekti beni kenara "Ne olursun beni rahat bırak. Ben Kürtçe konuşuyor olabilirim ama ben kürt değilim." dedi. Sesi titriyordu. Kahvaltıya giderken aklımda Ömer'in titrek sesi kaldı. Öğleden sonra derse gittiğimde hâlâ Ömer'in sözü aklımda tekrarlanıyordu.
Benim için Kürt veya Türk olmak o kadar önemli değildi ama ırkım neyse odur inkar da etmem sonuçta. Bu düşüncelerle sınıfa girdim. Yirmi beş insan hiç biri doğru dürüst Türkçe bilmiyor. Bir çoğunu bir akrabası kapıya bırakıp gitmiş, bir kısmı jandarma ekipleri tarafından getirilmiş. "Türkçe öğrenmenin ilk şartı Türkçe konuşmaktan geçer." dedim Kürtçe. "Sizinle dalga geçenler olacaktır aldırmadan devam edin. Anlamaya çalışın, aklınıza takılan herhangi bir şey var ise direkt sorun. Sadece bu derste Türkçe öğrenmek ile Türkçe öğrenirim derseniz otuz yıla ancak öğrenirsiniz. Ama hayatınıza Türkçeyi koyarsanız otuz gün içinde de öğrenirsiniz." diye devam ettim sonra. Bir kaç kişi lakayt kalmıştı biraz sert olmakla düzelirlerdi.
Benim aklımda Ömer vardı. Bir şeylerden kaçıyordu. Ama kaçtığı neydi bilmiyorum. Kendisi anlatmazsa ben konuşturacaktım. Çok yanlış bir bakış açısıyla bakıyorum farkındaydım ama yeni bir tahlil kazanacaktım Ömer'in acısı ile.
Yorumlar
Yorum Gönder